Uzm. Dr. Gözde Erden Aydın, okul başlangıcında ebeveynlerin kendi kaygılarını fark etmelerinin ve bu duygunun çocuk üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmalarının önemine dikkat çekti.
Çocuğun üzülmesi, zarar gördüğü anlamına gelmiyor
Okul kapısında ağlayan çocuğunu rahatlatmak isteyen ebeveynin vedayı uzatması, tekrar tekrar güvence vermesi ya da çocuğu okuldan almaya karar vermesi kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak bu tür tepkilerin sürekli hale gelmesinin, çocuğun ayrılık ve kaygıyla baş etme becerisini geliştirmesini zorlaştırabileceği belirtiliyor.
Dr. Aydın, ebeveynlerin böyle anlarda öncelikle kendi davranışlarının nedenini sorgulaması gerektiğini belirterek, “Bunu çocuğumun ihtiyacı olduğu için mi yapıyorum, yoksa onun üzülmesi benim kaygımı artırdığı için mi?” sorusunun önemli olduğunu ifade etti.
Çocuğun yaşadığı zorluğun her zaman bir tehlike anlamına gelmediğini vurgulayan Aydın, her çocuğun mizacının, gelişimsel özelliklerinin ve okul koşullarının farklı olduğuna dikkat çekti. Ebeveynlerin çocuklarının tüm olumsuz duygularını ortadan kaldırmak yerine, yaşına uygun güçlüklerle başa çıkabilmesi için alan oluşturması gerektiğini söyledi.
“Korkma” demek yerine duygusunu kabul edin
Çocukların ebeveynlerinin yalnızca sözlerinden değil, ses tonlarından ve davranışlarından da etkilendiğini belirten Dr. Aydın, özellikle ayrılık anında verilen mesajın önem taşıdığını kaydetti.
Çocuğa sürekli “Korkma, hiçbir şey olmayacak” demek yerine, yaşadığı duyguyu kabul eden ve aynı zamanda baş edebileceğine yönelik güven veren bir dil kullanılması öneriliyor.
Ebeveynin, “Ayrılmak sana zor geliyor, bunu görüyorum. Öğretmenin yanında olacak. Ben de okuldan sonra geleceğim. Bununla baş edebileceğine inanıyorum” gibi ifadeler kullanabileceği belirtiliyor.
Buradaki temel amacın çocuğa hayatın tamamen kaygısız olduğu mesajını vermek olmadığını ifade eden Aydın, önemli olanın çocuğun zorlayıcı duygular yaşadığında bunlarla baş edebileceğine inanmasını sağlamak olduğunu söyledi.
Vedalaşma kısa, sıcak ve tutarlı olmalı
Okula uyum döneminde ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalar arasında vedalaşma biçimi de öne çıkıyor.
Uzmanlar, çocuğun ne zaman alınacağının onun anlayabileceği şekilde anlatılmasını, vedanın mümkün olduğunca kısa ve öngörülebilir tutulmasını öneriyor. Çocuktan gizlice ayrılmak yerine açıkça vedalaşmanın ebeveyn-çocuk arasındaki güveni desteklediği belirtiliyor.
Bununla birlikte vedayı defalarca uzatmak, çocuğu rahatlatmak amacıyla sürekli geri dönmek veya ayrılığı ertelemek kaygının azalmasına yardımcı olmak yerine, zaman içinde kaçınma davranışlarını güçlendirebiliyor.
Ailenin tüm düzeni çocuğun kaygısına göre değişmemeli
Çocuğun kaygısını azaltmak amacıyla okula göndermemek, ayrılığı sürekli ertelemek ya da aile yaşamını çocuğun kaygısına göre yeniden düzenlemek de uzun vadede sorun oluşturabilecek davranışlar arasında gösteriliyor.
Psikiyatride “family accommodation” olarak adlandırılan bu örüntüde aile, çocuğun kaygısını azaltmak için çeşitli düzenlemeler yapabiliyor. Bu davranışlar kısa vadede rahatlama sağlasa da sürekli hale geldiğinde çocuğun kendi başına baş etme becerilerinin gelişmesini güçleştirebiliyor.
Ancak bu yaklaşımın çocuğun güvenliği ve gelişimsel ihtiyaçlarının önüne geçmemesi gerektiği de özellikle vurgulanıyor.
Ebeveynin görevi her güçlüğü ortadan kaldırmak değil
Çocuğun okulda geçirdiği zamanın her ayrıntısını kontrol edememenin ebeveynler açısından zorlayıcı olabileceğini belirten Dr. Aydın, belirli ölçüde belirsizliğe izin verilmesinin çocuğun kendi baş etme becerilerini geliştirmesine katkı sağlayacağını ifade etti.
Bu süreçte öğretmenle düzenli iletişim kurulması ve okulun uyum dönemine ilişkin önerilerinin dikkate alınması önem taşıyor.
Ebeveynin görevinin çocuğun karşılaştığı her problemi ortadan kaldırmak olmadığını belirten Aydın, gerektiğinde çocuğun yanında olduğunu hissettirirken onun zorlukların üstesinden gelebileceğine güvenmenin daha sağlıklı bir yaklaşım olduğunu kaydetti.
Kaygı uzarsa profesyonel destek gerekebilir
Her çocuğun okula alışma süresinin farklı olabileceğini belirten Dr. Aydın, ancak kaygının uzun süre devam etmesi veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi halinde profesyonel destek alınması gerektiğini söyledi.
Özellikle şu durumların dikkate alınması gerekiyor:
Kaygının zaman içinde azalmak yerine giderek artması,
Çocuğun okula gitmesinin belirgin biçimde zorlaşması,
Uyku ve günlük yaşam düzeninin bozulması,
Tekrarlayan karın ağrısı, baş ağrısı veya mide bulantısı gibi fiziksel yakınmaların ortaya çıkması,
Aile yaşamının sürekli olarak çocuğun kaygısına göre düzenlenmeye başlaması.
Bu durumlarda okulun rehberlik servisiyle, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanıyla veya uygun bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşülebileceği belirtiliyor. Ebeveynin kendi kaygısı da yoğun ve günlük yaşamı etkileyen bir düzeye ulaştığında, yetişkin ruh sağlığı uzmanından destek alınması da seçenekler arasında bulunuyor.
En güçlü mesaj: “Ben yanında olmadığımda da yapabilirsin”
Okula başlamanın yalnızca çocuk açısından değil, ebeveyn açısından da bir ayrışma ve kontrolü paylaşma süreci olduğuna dikkat çeken Dr. Aydın, ebeveynin çocuğuna verebileceği en değerli mesajlardan birinin onun kendi başına baş edebileceğine duyulan güven olduğunu belirtti.
Çocuğun zihninde zamanla, “Annem veya babam duygumu görüyor ve bunun zor olduğunu biliyor. Ama benim baş edebileceğime inanıyor. Gidiyor ve söz verdiği gibi geri geliyor. Demek ki ben bunu yapabilirim” düşüncesinin oluşmasının önemli olduğunu ifade eden Aydın, şu mesajın altını çizdi:
“Ben yanında olmadığımda da baş edebileceğine güveniyorum.”
Uzmanlara göre okul uyum sürecinde hedef, çocuğun kaygısını tamamen ortadan kaldırmak değil; duygularının anlaşıldığını hissetmesini sağlarken, bu duygularla baş edebilecek güce sahip olduğuna dair güven geliştirmesine yardımcı olmak.




