Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte öğrenciler, veliler ve öğretmenler için yoğun bir dönem yeniden başladı. Çanta ve okul kıyafetleri hazırlanırken, ders programları oluşturulurken çocukların okula psikolojik olarak hazırlanmasının da en az akademik hazırlık kadar önemli olduğu vurgulanıyor.
Uzman Psikolojik Danışman Ferhat Men, okulun ilk günlerinin çocukların yalnızca akademik performansını değil, okula ve öğrenmeye ilişkin algısını da şekillendirdiğine dikkat çekti.
Men'e göre yeni bir eğitim yılı; çocuklar açısından yeni öğretmenler, arkadaşlıklar, sorumluluklar ve beklentiler anlamına geliyor. Bu nedenle özellikle ilk haftalarda ailelerin ve öğretmenlerin yaklaşımı, çocuğun kendisini güvende ve ait hissetmesinde belirleyici rol oynuyor.
İlk hedef yüksek not değil, sağlıklı bir başlangıç
Ailelerin okulun ilk günlerinde çocuklarına doğrudan başarı baskısı yapmak yerine onların duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışması gerektiğini belirten Men, “Bu yıl senin için nasıl geçmesini isterdin?”, “Okulla ilgili seni heyecanlandıran bir şey var mı?” ve “Seni endişelendiren bir durum var mı?” gibi soruların çocukların kendilerini ifade etmelerine yardımcı olabileceğini ifade etti.
Çocukların davranışlarının arkasında her zaman ilk bakışta görülen nedenlerin bulunmayabileceğine dikkat çeken Men, okula gitmek istememe, sabah huzursuzluğu, ebeveynden ayrılmakta zorlanma veya daha fazla ilgi isteme gibi davranışların hemen tembellik ya da isteksizlik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Özellikle okula yeni başlayan, okul veya sınıf değiştiren çocukların yeni düzene alışmasının zaman alabileceğini belirten Men, geçici uyum sorunlarının doğal karşılanması ancak uzun sürmesi veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi halinde durumun daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Bugün kaç aldın?” sorusunun yanında başka sorular da sorulmalı
Çocukların okul hayatının yalnızca sınav ve ödevlerden ibaret olmadığına dikkat çeken Men, velilerin akademik takibin yanı sıra çocuklarının sosyal ve duygusal durumlarını da gözlemlemesi gerektiğini belirtti.
Çocuğa yalnızca “Kaç aldın?”, “Ödevini yaptın mı?” veya “Kaç soru çözdün?” diye sormak yerine “Bugün seni en çok ne mutlu etti?”, “Canını sıkan bir şey oldu mu?” ve “Arkadaşlarınla nasıl vakit geçirdin?” gibi sorular yöneltilmesinin önemli olduğunu ifade etti.
Men, ailelerin çocuklarının uyku düzeni, okula hazırlanma süreci, arkadaş ilişkileri, iştahı, enerjisi ve genel duygu durumundaki değişiklikleri de takip etmesi gerektiğini söyledi.
Ancak takip ile kontrol arasındaki farkın da gözden kaçırılmaması gerektiğini belirten Men, çocuğun her adımını denetlemek yerine sorumluluklarını yerine getirmesi konusunda rehberlik edilmesinin daha sağlıklı olduğunu kaydetti.
Teknoloji, uyku ve beslenme konusunda ailelere uyarı
Uzun yaz tatilinin ardından çocukların yeniden okul düzenine geçişinde telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının önemli bir başlık olduğunu belirten Men, ailelerin kuralları bir anda ve sert biçimde uygulamak yerine net, tutarlı ve sürdürülebilir bir düzen oluşturması gerektiğini ifade etti.
Men, özellikle telefon kullanımında “sert olmak” ile “kararlı olmak” arasındaki farkın iyi anlaşılması gerektiğini söyledi.
Kurallar belirlendikten sonra çocuğun itirazı karşısında sürekli geri adım atılmasının, belirlenen sınırların etkisini azaltabileceğini belirten Men, öfke ve bağırma yerine sakin ancak tutarlı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı.
Uyku konusunda da benzer bir yaklaşım gerektiğini belirten Men, düzenli uyku saatlerinin oluşturulması, yatmadan önce ekran kullanımının sınırlandırılması ve telefonun gece boyunca çocuğun yanında bulundurulmamasının uyku düzenini destekleyebileceğini söyledi.
Men, çocukların yetişkinleri model aldığını hatırlatarak ailelerin koyduğu kurallara kendilerinin de mümkün olduğunca uymasının çocukların kuralları benimsemesini kolaylaştıracağını belirtti.
Uzman Psikolojik Danışman Ferhat Men, öğrenci gelişimini olumsuz etkileyebilecek üç temel unsuru ise yoğun teknoloji kullanımı, düzensiz uyku ve düzensiz beslenme olarak sıraladı.
Öğretmenlere çağrı: İlk haftalarda sınıfın duygusal iklimine dikkat edin
Okulun ilk haftalarının öğretmenler açısından da önemli bir fırsat olduğunu belirten Men, eğitimcilerin akademik hedeflerin yanı sıra sınıfın duygusal atmosferini de gözlemlemesi gerektiğini söyledi.
Her öğrencinin okula aynı şekilde uyum sağlamadığını vurgulayan Men, sessiz bir öğrencinin ilgisiz, hareketli bir öğrencinin ise yalnızca “yaramaz” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Davranışın arkasındaki ihtiyacın anlaşılmasının doğru yaklaşımın belirlenmesinde önemli olduğunu belirten Men, özellikle akademik kaygısı yüksek çocuklar açısından hata yapmanın öğrenme sürecinin doğal bir parçası olduğunun hissettirilmesi gerektiğini söyledi.
“Sınıf rehberlik etkinlikleri mutlaka uygulanmalı”
Öğretmenlere doğrudan çağrıda bulunan Men, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan sınıf rehberlik etkinliklerinin eğitim sürecinde daha aktif kullanılmasını istedi.
Men, öğrencilerin yalnızca akademik değil, sosyal ve duygusal açıdan da desteklenmesi açısından rehberlik çalışmalarının önemli bir fırsat sunduğunu belirterek öğretmenlerden geleneksel yaklaşımların yanında güncel rehberlik etkinliklerine de daha fazla yer vermelerini istedi.
Zorbalık ve dışlanma belirtileri gözden kaçırılmamalı
Yeni eğitim yılının ilk dönemlerinde öğrenci gruplarının yeniden şekillenebildiğini belirten Men, bazı çocukların arkadaşlık kurmakta zorlanabileceğine dikkat çekti.
Bir öğrencinin sürekli yalnız kalması, teneffüslerde gruplardan uzak durması, eşyalarının zarar görmesi, okula gitmek istememesi veya eve döndüğünde belirgin biçimde içine kapanması gibi değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Özellikle akran zorbalığı konusunda “Çocuklar arasında olur böyle şeyler” yaklaşımının doğru olmadığını belirten Men, yaşanan durumun anlaşılması, çocuğun dinlenmesi ve gerektiğinde okul yönetimi ile rehberlik servisiyle iş birliği yapılması gerektiğini vurguladı.
Zorbalığın okul koridorları, tuvaletler ve bahçe gibi alanlarda da yaşanabildiğine dikkat çeken Men, bu noktalarda görev yapan nöbetçi öğretmenlerin gözlemlerinin önemli olduğunu ifade etti.
Hangi durumlarda psikolojik danışmandan destek alınmalı?
Çocukların zaman zaman okula gitmek istememesinin veya kaygı yaşamasının tek başına ciddi bir problem anlamına gelmediğini belirten Men, asıl değerlendirilmesi gereken noktaların sorunun süresi, yoğunluğu ve çocuğun günlük yaşamına etkisi olduğunu söyledi.
Okula gitmek istememenin sürekli hale gelmesi, belirgin kaygı veya içe kapanma görülmesi, uyku ve iştah düzeninde ciddi değişiklikler yaşanması, arkadaşlık ilişkilerinde belirgin sorunların ortaya çıkması ya da çocuğun yaşadığı problemi anlatmakta zorlanması halinde profesyonel destek alınabileceğini belirtti.
Psikolojik danışmanlığın yalnızca ciddi sorunlar ortaya çıktığında başvurulacak bir alan olmadığını ifade eden Men, okula uyumun kolaylaştırılması, aile-çocuk iletişiminin güçlendirilmesi ve olası problemlerin büyümeden fark edilmesi açısından da okul psikolojik danışmanlarından destek alınabileceğini söyledi.
“Çocuğunuz için yardım istemekten çekinmeyin”
Ailelere okul psikolojik danışmanlarından destek alma çağrısında bulunan Men, ailelerin dışarıdan destek aramadan önce okullarındaki psikolojik danışmanlarla iletişim kurabileceklerini hatırlattı.
Çocuğun yaşadığı güçlük karşısında profesyonel destek istemenin bir başarısızlık olmadığını vurgulayan Men, bunun aksine çocuğun ihtiyaçlarını önemsemenin bir göstergesi olduğunu ifade etti.
Çocukların en çok ihtiyacı olan şey: Güven
Yeni eğitim yılında çocukların başarılı olmasının herkesin ortak beklentisi olduğunu belirten Men, başarının yalnızca notlarla ölçülmemesi gerektiğini söyledi.
Okulun çocuklar için derslerin işlendiği bir kurum olmanın ötesinde; arkadaşlıkların kurulduğu, özgüvenin geliştiği, hata yapmanın ve yeniden denemenin öğrenildiği bir yaşam alanı olduğunu ifade eden Men, ailelerin çocuklarına vermesi gereken temel mesajın başarı baskısından ziyade destek ve güven olması gerektiğini belirtti.
Men, çocuklara verilebilecek en önemli mesajı şu sözlerle özetledi:
“Senden mükemmel olmanı değil, elinden geleni yapmanı bekliyorum. Zorlandığında da yanındayım.”
Yeni eğitim-öğretim yılının öğrenciler, öğretmenler ve veliler açısından yalnızca akademik başarıların değil; sağlıklı ilişkilerin, güçlü iletişimin, güven duygusunun ve güzel anıların da öne çıktığı bir yıl olması temennisiyle.




