<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Van Haber | Ulusal Ajans | Son Dakika Van Haber</title>
    <link>https://www.vanulusalajans.com</link>
    <description>Van Haber: Tarafsız ve Güncel Van Haber! Doğru, ilkeli ve bağımsız habercilik anlayışıyla, en son ve en güncel Van haberleri için doğru adres.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.vanulusalajans.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2026 12:02:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizi geçiren Cem Yılmaz’dan ilk mesaj]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/kalp-krizi-geciren-cem-yilmazdan-ilk-mesaj</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/kalp-krizi-geciren-cem-yilmazdan-ilk-mesaj" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çanakkale’de dün geçirdiği kalp krizi sonucu anjiyo olan ünlü komedyen Cem Yılmaz, sosyal medya hesabından hastane odasında fotoğrafıyla yaptığı paylaşımda, "Sağolun arkadaşlar iyiyim" mesajını verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy köyündeki yazlık evinde dün akşamüstü kalp krizi geçiren ünlü komedyen Cem Yılmaz, ÇOMÜ Hastanesinde anjiyo oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Akşit tarafından Cem Yılmaz’a el bileğinden yaklaşık 40 dakikada gerçekleştirilen operasyonla balon ve stent işlemi yapıldı. Operasyon sonrası Cem Yılmaz’ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Ünlü komedyen Cem Yılmaz, sosyal medya hesabından hastane odasında fotoğrafıyla yaptığı paylaşımda, "Sağolun arkadaşlar iyiyim mesajı vererek, "Tam Goranın çekimleri bitti, dedim ki şimdi iş bitince çıkar yorgunluğu, sette hiç belli etmez, kemiklerin ağrır iş bitince.. Dün kötü bi ağrı saplandı göğsüme sırtıma , eve gidip yatsam hala yatıyor olurdum. Ayvacık da ilk hastanede, burada Çanakkale de ki arkadaşlarıma teşekkür ederim, edeceğim sonra detaylı. Soran eden gelen herkese teşekkür ederim ..Sağlık bakanımız da sağ olsun geçmiş olsun dileklerini iletmiş. Tüm sağlık dünyası zaten beni sever ne mutlu neyse. Kötü bir gün geçirdim vesselam. Doktorlar stresten uzak durun dedi. Güldüm :) yine abi az iç diyen, saçı kesti yeni imaj diyenlere bir sözüm var siz olmasanız kalp krizi de olmazdı hayatta:) Sevenlere tekrar tekrar teşekkür ederim. Sağlıklı olun inşallah" ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/kalp-krizi-geciren-cem-yilmazdan-ilk-mesaj</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/yeni-proje-52-1.jpg" type="image/jpeg" length="89295"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Van’da aile sağlığı merkezleri yenileniyor]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/vanda-aile-sagligi-merkezleri-yenileniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/vanda-aile-sagligi-merkezleri-yenileniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van’da vatandaşlara daha modern, kaliteli ve sağlıklı ortamlarda hizmet sunulması amacıyla aile sağlığı merkezlerinde yenileme çalışmaları başlatıldı. Kent genelinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki şartlarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında, İpekyolu ilçesinde bulunan 1 No’lu Aile Sağlığı Merkezi’nde de kapsamlı yenileme çalışmaları yürütülüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günde yüzlerce vatandaşın sağlık hizmeti aldığı merkezde daha önce iç bölümlerde gerçekleştirilen bakım ve yenileme çalışmalarının ardından, binanın dış cephesinde de çalışmalar başladı. Dış cephede montolama ve yenileme işlemleri sürerken, merkezin daha modern ve kullanışlı bir görünüme kavuşturulması hedefleniyor.</p>

<p>Vatandaşların sağlık hizmetlerine daha rahat ve uygun koşullarda ulaşabilmesi açısından büyük önem taşıyan aile sağlığı merkezlerinde yapılan fiziki iyileştirmelerin, hem hastalar hem de sağlık çalışanları açısından olumlu karşılandığı belirtildi.<img alt="26A50Eae 3Fa5 44C6 91B2 Bf1999D0D575" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/26a50eae-3fa5-44c6-91b2-bf1999d0d575.jpg" width="2048" /><strong>Hastalar Çalışmalardan Memnun</strong></p>

<p>İpekyolu 1 No’lu Aile Sağlığı Merkezi’ne sağlık hizmeti almak için gelen vatandaşlar, yapılan yenileme çalışmalarından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Vatandaşlar, merkezde görev yapan doktorlar ve sağlık çalışanlarının ilgisinden memnun olduklarını belirterek, binanın da yenilenmesiyle birlikte sunulan sağlık hizmetlerinin daha kaliteli bir ortamda verileceğini ifade etti.</p>

<p>Merkezden hizmet alan hastalardan biri, sağlık çalışanlarının vatandaşlara karşı ilgili ve özverili davrandığını belirterek, “Doktorlarımızdan ve sağlık çalışanlarımızdan memnunuz. Burada her gün çok sayıda vatandaş hizmet alıyor. Binanın da yenilenmesiyle daha güzel ve sağlıklı bir ortam oluşacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.<img alt="7342C2Ce 6E78 40D0 A742 33E007E56E5E" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/7342c2ce-6e78-40d0-a742-33e007e56e5e.jpg" width="2048" /><strong>Sağlık Çalışanları İçin de Daha Uygun Ortam</strong></p>

<p>Yenileme çalışmalarının yalnızca vatandaşların daha iyi koşullarda hizmet almasına değil, sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarının iyileştirilmesine de katkı sağlaması bekleniyor. Gün içerisinde yoğun hasta trafiğinin yaşandığı aile sağlığı merkezlerinde fiziki koşulların iyileştirilmesi, sağlık hizmetlerinin daha düzenli ve verimli şekilde sunulmasına katkı sağlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yetkililerin kent genelinde sağlık tesislerinin fiziki altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtilirken, aile sağlığı merkezlerinde gerçekleştirilen bakım, onarım ve yenileme çalışmalarının önümüzdeki süreçte de devam etmesi bekleniyor.</p>

<p>Van’da birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemli noktalarından biri olan aile sağlığı merkezlerinin daha modern bir yapıya kavuşturulması, vatandaşların sağlık hizmetlerinden daha konforlu ve kaliteli ortamlarda yararlanmasına olanak sağlayacak.<img alt="0Abce6Dd Ee9F 42E0 A3A6 0Eb11D4C83Ac" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/0abce6dd-ee9f-42e0-a3a6-0eb11d4c83ac.jpg" width="2048" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>CEBRAİL TEMUR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, VAN</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/vanda-aile-sagligi-merkezleri-yenileniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/1e5da5d9-5e2a-46d7-9dfb-5ecbb335e1a8.jpg" type="image/jpeg" length="86235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cem Yılmaz kalp krizi geçirdi]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/cem-yilmaz-kalp-krizi-gecirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/cem-yilmaz-kalp-krizi-gecirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy köyündeki yazlık evinde akşamüstü kalp krizi şüphesiyle hastaneye kaldırılan ve ardından anjiyo olup, stent ve balon takılan Cem Yılmaz’ın operasyonu gerçekleştiren Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Akşit, "Cem bey bize bugün kalbin ön yüzünü ilgilendiren bir kalp kriziyle başvurdu. Geldiğinde bilinci açıktı. Hemen anjiyo laboratuvarına aldık. El bileğinden yaklaşık 40 dakikada balon ve stent işlemiyle işlemini tamamladık. Kendis]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy’deki yazlık evinde rahatsızlanan ünlü komedyen Cem Yılmaz, ÇOMÜ Hastanesi’nde anjiyoya alındı. El bileğinden yaklaşık 40 dakikada balon ve stent işlemi yapılan Cem Yılmaz’ın operasyonunu gerçekleştiren Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Akşit, "Cem bey bize bugün kalbin ön yüzünü ilgilendiren bir kalp kriziyle başvurdu. Geldiğinde bilinci açıktı. Hemen anjiyo laboratuvarına aldık. El bileğinden yaklaşık 40 dakikada balon ve stent işlemiyle işlemini tamamladık. Kendisi yoğun bakımda. Şuan durumu stabil. 2 gün boyunca takibini burada devam ettirmeyi planlıyoruz. Umarım sağlıcakla yakında ailesine kavuşur" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basın açıklamasının ardından basın mensuplarının da sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Ercan Akşit, "Şu anda bilinci açık. Bize bilinci açık geldi. Anjiyosu da çok güzel geçti. Kalp krizini ilgilendiren damara balon ve stent işlemleri uygulayarak 40 dakika içinde yatağına aldık. Kana kontrolünü sağladık. El bileğinden anjiyo kılıfını çektik. Şuanda yatağında istirahat ediyor. Şuanda bütün işlemleri üniversitemizde başarıyla gerçekleştirildi. Buradan diğer hastalarımız gibi 2 gün sonra taburcu olabilir. Durumu böyle stabil giderse. Şuanda tek damar, bir ufak yan damarı için ileride gerekir mi diye sonra bakıyoruz. Şuan biz kalp krizini ilgilendiren damarı açıyoruz. Şuan diğer yan damar içinde ayrıntılı bakacağız. Belki ona hiç işlem yapmaya gerek kalmayacak. Orası ilaçla idare eder. Bizim kalp krizi türlerimiz var. Bir insanın geçirebileceği kalp krizlerinden biriyle geldi. Sağ olsun Ayvacık Devlet Hastanesi’ndeki arkadaşlar çok güzel müdahale etmişler. 112 ambulansımız çok hızlı yönlendirmiş. Hastayı yaklaşık 2 saat içinde müdahale edince çoğu dokusu ölmeden kalp yetersizliğine çevirmeden sağlıcakla yatağına aldık. Burada herkese teşekkür etmek istiyorum. Herkes Ayvacık’tan itibaren göğüs ağrısı başladığında beri güzel müdahale etmiş Cem beye" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/cem-yilmaz-kalp-krizi-gecirdi</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/yeni-proje-3-8.jpg" type="image/jpeg" length="80855"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ameliyatsız obezite tedavisinde yeni dönem]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezite tedavisinde ameliyatsız yöntemler her geçen gün yaygınlaşırken, Bursa Medicana Hastanesi’nde uygulanan POSE-2 yöntemiyle cerrahi işlem olmadan kalıcı kilo kaybı hedefleniyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, yöntemin özellikle ameliyat olmak istemeyen hastalar için önemli bir alternatif sunduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde günümüzde farklı seçenekler bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Murat Keskin, son dönemde yaygın olarak kullanılan zayıflama iğnelerinin yan etkileri nedeniyle bazı hastalar tarafından tercih edilmediğini söyledi. Mide balonu uygulamasının ise kalıcı bir yöntem olmadığını belirten Keskin, hastaların bir süre sonra yeniden kilo alabildiğini dile getirdi.</p>

<p></p>

<p>Kalıcı ve ameliyatsız bir tedavi arayan hastalar için endoskopik tüp mide yöntemlerinin geliştirildiğini kaydeden Keskin, "Daha önce uygulanan endoskopik sleeve gastroplasti yönteminde zamanla dikişlerde gevşeme olabiliyor ve hastalar yeniden kilo alabiliyordu. Yeni nesil POSE-2 yönteminde ise mideye tam kat dikişler atılarak mide hacmi küçültülüyor ve hastanın kilo vermesi sağlanıyor" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>POSE-2 yönteminin en büyük avantajının hastanede kalış süresinin oldukça kısa olması olduğunu vurgulayan Keskin, "Ağrı, bulantı ve kusma gibi yan etkiler çok az görülüyor. Vücudun herhangi bir yerinde kesi bulunmuyor. Hastalar bir gece, hatta bazı durumlarda hastaneye yatış bile gerekmeden tedavilerini tamamlayabiliyor. İşlem tamamen anestezi altında ve karbondioksit gazı kullanılarak gerçekleştirildiği için hava kaçağı ve gerginlik gibi riskler de en aza indiriliyor" diye konuştu.</p>

<p><img alt="A 2-33" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/a-2-33.jpg" width="1600" /></p>

<p>Yöntemin ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onaylı çalışmalarla desteklendiğini belirten Keskin, "POSE-2 yöntemi başta Amerika olmak üzere birçok ülkede uygulanıyor. Biz de ülkemizde bu yöntemi ilk uygulayan merkezlerden biriyiz. Genellikle vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan ve ameliyat olmak istemeyen hastalara öneriyoruz. Diyet ve egzersizle birlikte uygulandığında başarı oranı daha da yükseliyor. Hastalar ilk 3 ayda kilolarının yüzde 20 ila 30’unu verebilirken, devam eden süreçte yüzde 10 ila 20 oranında kalıcı kilo kaybı sağlanabiliyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>POSE-2 yöntemiyle kilo vermeye başlayan hasta Ayşe Durmaz ise uzun süredir kilo problemi yaşadığını ve diyetlerle istediği sonuca ulaşamadığını söyledi. Durmaz, "Öncelikle zayıflama iğnesini düşündüm ancak yan etkilerinden dolayı cesaret edemedim. Daha sonra bu yöntemi araştırdım ve uzman görüşü aldıktan sonra yaptırmaya karar verdim. Henüz bir haftada 6 kilo verdim. Kendimi çok tok hissediyorum. Eskiden sürekli yemeklere ilgi duyuyordum, şimdi sadece bakıp geçiyorum. Daha önce yeterince su içemezken şimdi rahatlıkla su tüketebiliyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum ve gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/a-1-38.jpg" type="image/jpeg" length="54198"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sürekli başınız dönüyorsa dikkat! Nedeni vertigo değil migren olabilir]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/surekli-basiniz-donuyorsa-dikkat-nedeni-vertigo-degil-migren-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/surekli-basiniz-donuyorsa-dikkat-nedeni-vertigo-degil-migren-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nevin Çokpınar, baş dönmesinin çoğu zaman sadece vertigo sanıldığını, ancak altında halk arasında ’ağrısız migren’ olarak bilinen vestibüler migrenin yatabileceğini söyledi. Dr. Çokpınar, geçmeyen baş dönmesi şikayetlerinde nöroloji uzmanına görünmenin önem taşıdığının da altını çizdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nevin Çokpınar, baş dönmesi denildiğinde akla ilk olarak vertigonun (baş dönmesi ve denge kaybı durumu) geldiğini, ancak bu şikayetlerin altında bilinenin aksine ağrısız migrenin yatabileceğini belirtti. Vertigonun bir hareket illüzyonu olduğuna değinen Dr. Çokpınar, "Vertigo bazen pozisyonla veya baş hareketiyle tetiklenebilir, bazen de ani olarak ortaya çıkabilir. Kişinin kendisinin ya da etrafındaki cisimlerin döndüğünü hissetmesidir. Vertigonun aslında pek çok sebebi vardır. Kulak hastalıklarından, nörolojik rahatsızlıklardan veya damar tıkanıklıklarından kaynaklanabilir. Ancak nedenlerden biri de ‘vestibüler migren’ (ağrısız migren) dediğimiz, migren hastası olan ya da olmayan kişilerde görülen baş dönmesi olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Hastaların nöroloji hekiminden görüş almaları uygun olacak"</p>

<p></p>

<p>Kulak burun boğaz bölümünde bir bulgu tespit edilmediğinde doktorların genellikle nörolojiden görüş istediklerini kaydeden Çokpınar, "Hastaları biz değerlendiriyoruz. Beyinle ilgili bir patoloji bulamazsak, hastada migren tanı kriterlerini sorguluyoruz. Ancak bazen hastalar kulak burun boğaz polikliniğine gittikten sonra nörolojiye başvurmayabiliyor. Geçmeyen baş dönmesi ve hareket illüzyonu yaşayan hastalar, ‘Sürekli teknede sallanıyor gibiyim’, ‘yer ayağımın altından kayıyor’, ‘Yürürken başımı vitrinlere çevirdiğimde etraf sallanıyor gibi hissediyorum’ diyorlarsa, bir nöroloji hekiminden de görüş almaları son derece uygun olacaktır" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Baş dönmesinin kişilerin hayat kalitesini ciddi şekilde kısıtlayabildiğini kaydeden Dr. Çokpınar, şöyle konuştu:</p>

<p></p>

<p>"Ağrısız migren tanısı koyabilmek için vertigo şikayetinin orta ya da ileri şiddette olmasını bekleriz. Günlük hayatı aksatıyorsa buna şiddetli vertigo diyoruz. Hareket illüzyonu hali, kişiyi günlük yaşamda çok zorlayan bir durumdur. Artık migren tedavisinde koruyucu (önleyici) ve atak tedavisinde kullandığımız yeni ilaçlarla hastalarımızın bu şikayetlerine çare olabiliyoruz."</p>

<p></p>

<p><img alt="V 2-44" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/v-2-44.jpg" width="1600" /></p>

<p></p>

<p>"Ataklar 5 dakika, maksimum 72 saat sürüyorsa ağrısız migren ihtimali vardır"</p>

<p></p>

<p>"Baş ağrısı olsun ya da olmasın, tanı kriterlerine göre ağrısız migren kararını verebiliyoruz" diyen Çokpınar, "Hastada vertigo ve migrende görülen bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti gibi semptomlar yaşanıyorsa, bu ataklar minimum 5 dakika, maksimum 72 saat sürüyorsa ve en az 5 kez tekrarladıysa ağrısız migren ihtimali vardır. Hastada bilinen klasik migren tipi baş ağrısının olması şart değildir. Bazen migren atakları sadece bu baş dönmesi semptomlarıyla seyredebilir. Mutlaka bir nörolog tarafından konulması gerekir" cümlelerine yer verdi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Tedaviden sonra ataklarım çok seyrekleşti"</p>

<p></p>

<p>Baş ağrısı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvurduğunu ifade eden hasta Buse Sarıoğlu, (21) "Hastaneye başvurduğumda hekimimle tanıştım ve hemen bir tedaviye başladık. Yaklaşık 3 aydır tedavi görüyorum ve şikayetlerim şu anda oldukça azaldı. Daha öncesinde çok sık ve yoğun baş dönmeleri ile göz kararmaları yaşıyordum. Hekimimin kontrolü altında bir ilaç tedavisi gördüm. Tedaviyle birlikte baş dönmelerim ve ataklarım durdu, farkı bu şekilde hissetmeye başladım. Hastaneye başvurmadan önce böyle bir hastalığın varlığından haberim yoktu. Ağrısız migren, doğrudan baş dönmesi ve göz kararmasıyla ortaya çıkan bir durummuş. İnsan gözünü açamıyor, konuşamıyor ve sese tahammül edemiyor. Tedaviden sonra ataklarım çok seyrekleşti. Daha öncesinde iki üç günde bir atak yaşarken, şu anda bu kadar sık olmuyor" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Göz kararmalarını eskisi gibi hissetmiyorum"</p>

<p></p>

<p>Göz kararması yaşadığı için çok fazla ışıkta duramadığını ve ekrana bakamadığını kaydeden Sarıoğlu, "Artık bunların önüne geçtik, ekrana daha rahat bakabiliyorum ve göz kararmalarım bu kadar yüksek şiddette olmuyor. Eskiden ani hareketlerden kaçınırken, şimdi farkında olmadan ani hareket yapsam bile o göz kararmalarını eskisi gibi hissetmiyorum" açıklamalarında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/surekli-basiniz-donuyorsa-dikkat-nedeni-vertigo-degil-migren-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/v-1-47.jpg" type="image/jpeg" length="23441"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Sıvı kaybı böbrek taşı riskini artırıyor"]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekerek, "Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en etkili adımı su içmektir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları ve terlemeyle birlikte yaşanan sıvı kaybı, böbrek taşı oluşumu ve böbrek taşı ağrısı nedeniyle hastaneye başvuruların artmasına neden olabiliyor. Liv Hospital Vadi İstanbul Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekerek, "Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en etkili adımı su içmektir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Sıcak havalarda idrar daha yoğun hale geliyor"</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında böbrek taşı ve özellikle böbrek taşı ağrısı nedeniyle hastaneye başvurularda artış görüldüğünü belirten Doç. Dr. Eymen Gazel, bunun en önemli nedeninin sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudun daha fazla sıvı kaybetmesi ve yeterli su alınmadığında idrarın daha yoğun hale gelmesi olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Eymen Gazel, "Normalde idrarımızda taş oluşumuna neden olabilecek mineraller çözünmüş halde bulunur. Ancak idrar miktarı azalıp yoğunluğu arttığında bu maddelerin kristalleşmesi ve zaman içinde taş haline gelmesi kolaylaşır. Farklı ülkelerde yapılan geniş epidemiyolojik çalışmalar da sıcak havalarda böbrek taşı ataklarının arttığını gösteriyor. Dolayısıyla yaz aylarında sadece güneş yanığına veya sıcak çarpmasına değil, böbreklerin susuz kalmasına da dikkat etmek gerekiyor" dedi.</p>

<p></p>

<p>Günde ne kadar su tüketilmeli?</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük tüketilmesi gereken su miktarının kişinin kilosu, fiziksel aktivitesi, hava sıcaklığı ve terleme miktarına göre değişebileceğini belirten Gazel, şöyle devam etti: "Burada tek bir rakam vermek biraz yanıltıcı olabilir. Çünkü kişinin kilosu, fiziksel aktivitesi, hava sıcaklığı ve terleme miktarı değişiyor. Güncel Avrupa Üroloji Birliği (EAU) kılavuzları, taş hastalarında genel olarak günde yaklaşık 2,5-3 litre sıvı alımını ve bunun sonucunda 24 saatte 2,5 litrenin üzerinde idrar çıkışını hedeflemeyi öneriyor. Su, tercih edilmesi gereken temel içecek. Sıcak havalarda terleme arttığı için alınması gereken sıvı miktarı da bunun üzerine çıkabilir. Bu nedenle benim hastalara pratik önerim şu: ‘Sadece kaç litre su içtiğinize değil, idrarınızın rengine ve miktarına da dikkat edin.’ Açık renkli ve yeterli miktarda idrar, genellikle iyi hidrasyonun pratik göstergelerinden biridir. Kalp veya böbrek yetmezliği gibi sıvı kısıtlaması gerektiren hastalıkları olan kişiler ise doktorlarının önerdiği miktarın dışına çıkmamalıdır."</p>

<p></p>

<p>"Daha önce taş düşürenler daha dikkatli olmalı"</p>

<p></p>

<p>Daha önce taş düşürmüş olmanın tekrar taş oluşturma açısından daha yüksek riske işaret ettiğini söyleyen Gazel, yaz aylarında sıcaklık ve sıvı kaybının da eklenmesiyle riskin daha fazla önem kazandığını ifade etti. Gazel, "Ancak ‘bir kez taş düşüren mutlaka tekrar taş düşürür’ demek de doğru değil. EAU verilerine göre ilk kez taş oluşturan kişilerde 5 yıllık nüks oranı yaklaşık yüzde 26 olarak bildiriliyor; tekrarlayan taş hastalarında risk belirgin şekilde daha yüksek. Genel olarak farklı çalışmalarda 5 yıllık tekrarlama riski yaklaşık üçte bir ile yüzde 50 arasında bildirilebiliyor. Bu nedenle daha önce taş düşürmüş bir kişinin özellikle yaz aylarında ‘Ben bunu daha önce yaşadım, yine yaşayabilirim’ diyerek su tüketimine ve beslenmesine daha fazla dikkat etmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Şiddetli ağrıya ateş ve titreme eşlik ediyorsa dikkat"</p>

<p></p>

<p>Böbrek taşının en tipik belirtisinin genellikle belin yan tarafında başlayıp kasığa doğru yayılabilen, oldukça şiddetli ve dalgalar halinde gelen ağrı olduğunu söyleyen Gazel; buna bulantı, kusma ve idrarda kanın eşlik edebileceğini belirtti. Gazel, "Ancak her taş ağrı yapmaz. Böbreğin içinde bulunan küçük taşlar bazen yıllarca hiçbir belirti vermeden kalabilir. Özellikle şiddetli ağrıya ateş veya titreme eşlik ediyorsa, idrar yapamama varsa, tek böbrekli bir hastada tıkanıklık düşünülüyorsa veya kişinin genel durumu hızla bozuluyorsa bu durum ciddiye alınmalıdır. Çünkü tıkalı bir böbrekte enfeksiyon gelişmesi ürolojik açıdan acil bir durumdur. Böyle bir hastada sadece ağrı kesici verip evine göndermek doğru değildir; böbreğin drenajının acilen sağlanması gerekebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Her böbrek taşı ameliyat gerektirmiyor"</p>

<p></p>

<p>Böbrek taşı tespit edilen her hastanın ameliyat olması gerekmediğinin altını çizen Gazel, tedavi süreciyle ilgili şu bilgileri paylaştı: "Taşın boyutu, bulunduğu yer, idrar yolunu tıkayıp tıkamadığı, enfeksiyon olup olmadığı ve hastanın şikâyetleri tedavi kararını belirliyor. Özellikle küçük üreter taşlarının önemli bir bölümü herhangi bir cerrahi işlem gerektirmeden kendiliğinden düşebiliyor. Uygun hastalarda ağrı kontrolü ve gerektiğinde taşın düşmesine yardımcı olan ilaç tedavileri kullanılabiliyor. Taşın alınması gerektiğinde ise günümüzde oldukça gelişmiş, çoğunlukla kapalı yöntemler kullanıyoruz. ESWL, yani vücut dışından şok dalgalarıyla taşı kırma; üreteroskopi ve lazerle taş kırma; böbrekteki daha büyük taşlarda ise küçük bir kanaldan girilerek yapılan perkütan nefrolitotomi (PCNL) başlıca yöntemler. Yani bugün böbrek taşı tedavisi denildiğinde akla ilk olarak ‘açık ameliyat’ gelmemeli. Çoğu hastada çok daha küçük kesilerle, hatta doğal idrar kanalından girilerek tedavi yapılabiliyor."</p>

<p><img alt="20260826Aw774820" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260826aw774820.jpg" width="1067" /></p>

<p>"Susamayı beklemeyin"</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için vatandaşlara önemli önerilerde bulunan Doç. Dr. Eymen Gazel, sözlerini şöyle tamamladı: "Ben bunu birkaç basit cümleyle özetleyebilirim: Birincisi, susamayı beklemeyin. Özellikle sıcak havalarda düzenli olarak su tüketin. İkincisi, terliyorsanız sadece su kaybettiğinizi düşünmeyin; idrarınızın da azaldığını unutmayın. Böbrek taşı açısından asıl problem, idrarın yoğunlaşmasıdır. Üçüncüsü, tuzu ve aşırı hayvansal proteini azaltın. Sağlıklı ve dengeli beslenin. Dördüncüsü, daha önce taş düşürdüyseniz bunu sıradan bir olay olarak görmeyin. Taş hastalığı tekrarlayabilen bir hastalıktır ve uygun önlemlerle tekrar riski ciddi ölçüde azaltılabilir. Yeterli sıvı alımının taş nüksünü azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut. Son olarak: Şiddetli böğür ağrısı, idrarda kan, ateş-titreme veya idrar yapamama gibi belirtileri ‘nasıl olsa taştır’ diye geçiştirmeyin. Özellikle ağrıya ateş eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en ucuz, en kolay ve en etkili adımı hâlâ aynı; su içmek."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 19:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-5-11.jpg" type="image/jpeg" length="64853"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menopoz döneminde migrene dikkat! Hormon değişimleri atakları artırabiliyor]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/menopoz-doneminde-migrene-dikkat-hormon-degisimleri-ataklari-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/menopoz-doneminde-migrene-dikkat-hormon-degisimleri-ataklari-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Menopoz döneminde yaşanan hormonal değişimlerin migren ataklarının sıklığını ve şiddetini etkileyebildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turğut, özellikle perimenopoz döneminde östrojen düzeylerindeki dalgalanmaların baş ağrılarını artırabileceğini, 50 yaşından sonra başlayan baş ağrılarının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Menopozla birlikte baş ağrılarının karakterinde ve sıklığında değişiklik görülebileceğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komisyonu Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turğut, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p></p>

<p>"Migren ile hormonlar arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle östrojen düzeyindeki hızlı değişimler, migren atağını tetikleyebiliyor. Bu nedenle menopoz öncesindeki geçiş dönemi olan perimenopozda, daha önce migren öyküsü bulunan kadınlarda atakların sıklaşması, uzaması veya daha şiddetli seyretmesi mümkün. Ancak her baş ağrısını menopozla ilişkilendirmek doğru değil. Baş ağrısının özellikleri mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir."</p>

<p></p>

<p><img alt="20260826Aw774904" class="detail-photo img-fluid" height="325" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260826aw774904.jpg" width="640" /></p>

<p></p>

<p>Uyku düzenindeki bozulmalar da etkileyebilir</p>

<p></p>

<p>Perimenopoz döneminde hormon seviyelerinin sabit kalmak yerine önemli dalgalanmalar gösterebildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Songül Turğut, "Özellikle östrojen hormonundaki dalgalanmalar, migren açısından önemli bir tetikleyici olabilir. Bunun yanında menopoz geçiş döneminde uyku düzeninin bozulması, stres, sıcak basmaları, gece terlemeleri, düzensiz beslenme ve sıvı tüketiminin azalması gibi faktörler de baş ağrılarını kolaylaştırabilir. Dolayısıyla bu dönemde ortaya çıkan baş ağrılarını yalnızca hormonal değişimlerle açıklamak yerine, kişiyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>50 yaşından sonra yeni başlayan baş ağrısına dikkat</p>

<p></p>

<p>50 yaşından sonra ilk kez ortaya çıkan, alışılmışın dışında seyreden veya giderek şiddetlenen baş ağrılarının ’menopozdandır’ denilerek geçiştirilmemesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Turğut, menopoz sürecinde başlayan baş ağrılarına ilişkin şöyle konuştu:</p>

<p></p>

<p>"Özellikle daha önce hiç baş ağrısı yaşamamış bir kişide menopoz sonrasında yeni başlayan baş ağrısı mutlaka değerlendirilmelidir. Baş ağrısının aniden başlaması, giderek şiddetlenmesi, daha önceki ağrılardan farklı bir karakter kazanması, nörolojik bulguların eşlik etmesi, görme veya konuşma bozukluğu, güç kaybı, bilinç değişikliği gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda gecikmeden nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü menopoz döneminde görülmesi, her baş ağrısının hormonal kaynaklı olduğu anlamına gelmez. Hayatında daha önce hiç migren öyküsü olmayan bir kadında da menopoz döneminde ilk kez migren benzeri baş ağrıları ortaya çıkabilir. Yeni başlayan baş ağrısının migren olup olmadığı, öncelikle diğer muhtemel nedenler dışlandıktan sonra değerlendirilmelidir. Özellikle ileri yaşta başlayan baş ağrılarında doğru tanı büyük önem taşır."</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p>Migren atakları için nöralterapi desteği</p>

<p></p>

<p>Menopoz döneminde migren tedavisinin yalnızca ağrı kesici kullanmaktan ibaret olmadığını belirten Uzm. Dr. Songül Turğut tedaviye ilişkin, "Menopoz döneminde artan baş ağrıları ve migren atakları için nöralterapi, otonom sinir sistemini düzenleyerek ve vücudun iyileşme mekanizmasını uyararak uygulanan tamamlayıcı ve bütüncül bir tedavi yöntemidir. Burada temel amaç, kadının hem migren ataklarını hem de menopoz dönemindeki yaşam kalitesini birlikte ele alan kişiselleştirilmiş bir yaklaşım oluşturmaktır. Tedavide kişinin atak sıklığı, ağrının özellikleri, eşlik eden menopoz yakınmaları ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir. Uyku düzeninin sağlanması, yeterli sıvı tüketimi, düzenli beslenme, fiziksel aktivite ve migreni tetikleyen kişiye özel tetikleyicilerin belirlenmesi tedavinin önemli parçalarıdır" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/menopoz-doneminde-migrene-dikkat-hormon-degisimleri-ataklari-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-4-15.jpg" type="image/jpeg" length="29925"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okula dönüşte çanta uyarısı]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/okula-donuste-canta-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/okula-donuste-canta-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Hikmet Uçgun, okul çantası seçiminde çocuğun boyu, kilosu ve fiziksel kapasitesinin dikkate alınması gerektiğini belirterek "Hafif, çocuğun vücut ölçülerine uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edilmeli" dedi. Uçgun, çocukluk döneminde düzenli hareketin kas ve kemik gelişiminin yanı sıra denge, koordinasyon ve motor beceriler açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasına kısa bir süre kala ailelerin hazırlıkları hız kazanırken, okul çantası seçimi de önemli gündemlerden biri haline geliyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çanta seçiminde yalnızca renk, model ve dayanıklılığın değil, çantanın çocuğun fiziksel özelliklerine uygunluğunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Uygun olmayan çanta omuz, boyun ve sırt bölgesini etkileyebilir</p>

<p></p>

<p>Çocukluk ve ergenlik döneminin kas-iskelet sisteminin gelişmeye devam ettiği dinamik bir süreç olduğunu belirten Doç. Dr. Hikmet Uçgun, çocuğun fiziksel kapasitesine göre fazla ağır olan veya vücuduna uygun olmayan bir çantanın uzun süre taşınmasının çeşitli yakınmalara yol açabileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Uçgun, "Çocuğun fiziksel kapasitesine göre fazla ağır olan veya vücuduna uygun olmayan bir çantayı özellikle uzun süre taşımak; yürüyüş sırasında gövdenin öne doğru eğilmesine, omuzların öne gelmesine ve kasların normalden daha fazla çalışmasına neden olabilir. Bunun sonucunda omuz, boyun ve sırt bölgesinde yorgunluk, hassasiyet ve ağrı görülebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Ağır çanta mutlaka kalıcı omurga bozukluğu oluşturur" demek doğru değil</p>

<p></p>

<p>Çanta ağırlığının yanı sıra taşıma süresi ve çantanın nasıl taşındığının da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Uçgun, ağır okul çantaları konusunda ailelerin gereksiz kaygıya kapılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Uçgun, "Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir: ‘Ağır okul çantası çocukta mutlaka kalıcı omurga bozukluğu oluşturur’ şeklinde bir çıkarım bilimsel olarak doğru değildir. Mevcut araştırmalar okul çantasının ağırlığı ile çocuklarda bel ağrısı arasında tek başına doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu kesin olarak ortaya koymamaktadır. Çantanın ağırlığının yanı sıra ne kadar süre taşındığı, nasıl taşındığı, çocuğun yaşı, fiziksel kapasitesi ve günlük aktivite düzeyi birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Okul çantası seçerken nelere dikkat edilmeli?</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, doğru okul çantası seçiminde önceliğin çocuğun vücut ölçülerine uygunluk ve kullanım kolaylığı olması gerektiğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>"Çanta mümkün olduğunca hafif olmalı ve çocuğun vücut ölçülerine uygun seçilmelidir. ‘Büyüyünce de kullanır’ düşüncesiyle çocuğun gövdesine göre çok büyük bir çanta almak doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p></p>

<p>İki omuz askısı bulunan sırt çantaları tercih edilmeli; askılar geniş, mümkünse destekli ve ayarlanabilir olmalıdır. Çanta her iki omuza takılmalı ve sırta mümkün olduğunca yakın durmalıdır. Çantanın alt kısmının bel seviyesinin çok aşağısına sarkmaması önemlidir. Göğüs veya bel kemeri bulunan modeller, özellikle yükün fazla olduğu durumlarda çantanın vücuda daha yakın ve dengeli taşınmasına yardımcı olabilir."</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağır eşyalar sırta yakın yerleştirilmeli</p>

<p></p>

<p>Çantanın yalnızca dış görünüşünün değil, iç düzeninin de önemli olduğunu ifade eden Uçgun, ağır kitap ve materyallerin sırta yakın bölmelere yerleştirilmesini önerdi.</p>

<p></p>

<p>Uçgun, "Ağır kitap ve materyaller sırta yakın bölmelere, daha hafif eşyalar ise dış bölmelere yerleştirilebilir. Böylece yükün vücuttan uzaklaşarak çocuğu geriye doğru çekmesi azaltılabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Ailelere çantayı zaman zaman tartmalarını da öneren Uçgun, literatürde çanta ağırlığının çocuğun vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 10’u civarında tutulmasının sık kullanılan pratik bir referans olduğunu belirtti. Ancak bu oranın kesin bir "güvenli-güvensiz" sınırı olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p></p>

<p>"Çocuğun çantayı taşırken zorlanması, ağrı hissetmesi veya duruşunu belirgin biçimde değiştirmesi rakamlardan daha önemli uyarı işaretleridir" diyen Uçgun, çocuğun verdiği fiziksel sinyallerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img alt="20260825Aw774107" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260825aw774107.jpg" width="1600" /></p>

<p>Okula yürüyen çocuklarda taşıma süresi de önemli</p>

<p></p>

<p>Çantaların fazla doldurulması ve ağır çantaların özellikle okula yürüyerek gidip gelen çocukları nasıl etkilediği konusunda da değerlendirmelerde bulunan Uçgun, yalnızca çantanın ağırlığına bakılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>"Burada yalnızca ‘Çanta kaç kilogram?’ sorusuna değil, ‘Çocuk bu çantayı ne kadar süre taşıyor?’ sorusuna da bakmamız gerekiyor" diyen Uçgun, servisle okula gidip çantasını birkaç dakika taşıyan bir çocukla aynı ağırlıktaki çantayı 20-30 dakika yürüyerek taşıyan çocuğun maruz kaldığı yükün aynı olmadığını belirtti.</p>

<p></p>

<p>Taşıma süresi uzadıkça kasların çalışma süresi ve yorgunluğun artabileceğini ifade eden Uçgun, çocuğun çantayı taşırken sürekli öne doğru eğilmesinin, omuz askılarını eliyle destekleme ihtiyacı hissetmesinin, sık sık çantayı çıkarıp dinlenmesinin veya boyun, omuz ve sırt ağrısından yakınmasının yükün çocuk için fazla olduğuna işaret edebileceğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>"Ağır çanta taşıyor diye çocuk yürümekten uzaklaştırılmamalı"</p>

<p></p>

<p>Çanta ağırlığının çocukların günlük fiziksel aktivitesinin önüne geçmemesi gerektiğini belirten Uçgun, ağır çanta taşıyan çocukların okula yürümekten uzaklaştırılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağını vurguladı.</p>

<p></p>

<p>"Buradan ‘Çocuk ağır çanta taşıyor, o halde okula yürümemeli’ sonucu da çıkarılmamalıdır. Tam tersine, yürüyüş çocuklar için son derece değerli bir fiziksel aktivitedir. Çözüm yürüyüşü azaltmak değil; gereksiz yükü azaltmak ve çantayı çocuğa uygun hale getirmektir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Uçgun, okulların da çocukların taşıdığı yükün azaltılmasında önemli bir rol üstlenebileceğini belirterek her gün bütün kitapların taşınmasını gerektirmeyen ders programları, okulda kullanılabilecek dolaplar ve dijital materyallerin doğru kullanımının günlük çanta yükünü azaltabileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Çocukların sağlıklı gelişimi için hareket şart</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı bir kas-iskelet sistemi için yalnızca okul çantasına odaklanmanın yeterli olmadığını belirten Uçgun, çocuğun gün içerisindeki toplam hareketliliğinin önemine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>"Çocukların koşmasına, zıplamasına, tırmanmasına, bisiklete binmesine, oyun oynamasına ve farklı sporları deneyimlemesine fırsat verilmelidir. Çocukluk dönemindeki hareket yalnızca kasları değil, kemik yapısını, denge ve koordinasyonu, kalp-akciğer kapasitesini ve motor becerileri de geliştirir."</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı bir omurga için en iyi yatırım hareketli bir çocukluk</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Hikmet Uçgun, ailelere yönelik mesajını şu sözlerle özetledi:</p>

<p></p>

<p>"Hafif, çocuğun boyutlarına uygun ve iki omuzda taşınan bir çanta tercih edin; içine gerçekten o gün ihtiyaç duyulanları koyun ve çocuğunuzu hareket etmekten korumayın, hareket etmesi için fırsat oluşturun."</p>

<p></p>

<p>Uçgun, "Sağlıklı bir omurga için en iyi yatırım yalnızca doğru çantayı almak değil; hareketli bir çocukluk oluşturmaktır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/okula-donuste-canta-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-3-27.jpg" type="image/jpeg" length="95563"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman açıkladı: Yaşlılarda yemek sırasında öksürük neden önemsenmeli?]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/uzman-acikladi-yaslilarda-yemek-sirasinda-oksuruk-neden-onemsenmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/uzman-acikladi-yaslilarda-yemek-sirasinda-oksuruk-neden-onemsenmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşlı bireylerde yutma güçlüğünün çoğu zaman ’yaşlılıktandır’ denilerek göz ardı edildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yemek yerken öksürme, boğaz temizleme ihtiyacı ve açıklanamayan kilo kaybı ’yaşlılığın doğal sonucu’ olmayabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yutkunma, çoğu zaman farkında olmadan gerçekleştirilen karmaşık bir mekanizma olarak biliniyor. Yemek yerken, su içerken hatta tükürüğü yutarken çok sayıda kas ve sinir eş zamanlı ve koordineli şekilde çalışıyor. Ancak yaş ilerledikçe bu hassas mekanizmada meydana gelen değişiklikler yutma güçlüğüne neden olabiliyor. Tıpta disfaji olarak adlandırılan yutma bozukluğu, özellikle ileri yaşlarda yaşam kalitesini düşürmenin yanı sıra aspirasyon zatürresi, yetersiz beslenme ve sıvı kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlı bireylerde yutma güçlüğünün çoğu zaman "yaşlılıktandır" denilerek göz ardı edildiğine dikkat çekerek, "Yemek sırasında ortaya çıkan öksürük, boğulma hissi, seste değişiklik veya öğünlerin giderek uzaması yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul edilmemeli. Yutma bozukluğu erken dönemde fark edildiğinde, hastanın güvenli beslenmesi ve yaşam kalitesinin korunması açısından önemli kazanımlar sağlanabilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>"Yaşlanmayla birlikte yutma mekanizması zayıflayabiliyor"</p>

<p></p>

<p>Toplumda yutma güçlüğünün yalnızca inme, Parkinson, Alzheimer gibi nörolojik hastalıkları bulunan veya boğaz bölgesinde tümör ve darlık gibi yapısal problemleri olan kişilerde görüldüğü düşünüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlanmanın da yutma mekanizmasını etkileyebileceğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>"Yaş ilerledikçe kas kütlesindeki azalma, reflekslerin yavaşlaması, ağız ve boğaz bölgesindeki duyuların azalması, yutak kaslarında güçsüzlük ve kaslar arasındaki koordinasyonun bozulması yutma fonksiyonunu olumsuz etkileyebiliyor" diyen Prof. Dr. Ömer Erdur, diş ve protez problemleri ile tükürük salgısındaki azalmanın da bu sürece katkıda bulunabileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan bu değişiklikler bazı kişilerde yutmanın daha yavaş ve daha güç gerçekleşmesine neden olabilir. Buna nörolojik hastalıklar, kas kaybı veya baş-boyun bölgesine yönelik bazı tedaviler de eklendiğinde risk daha da artabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Masum görünen öksürük akciğerleri tehdit edebilir"</p>

<p></p>

<p>Yutma bozukluğunun en önemli risklerinden birinin, yiyecek veya sıvıların yemek borusu yerine soluk borusuna kaçması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Erdur, "Bu durum aspirasyon olarak adlandırılır. Özellikle ileri yaştaki bireylerde boğaz bölgesindeki duyunun azalması nedeniyle aspirasyon her zaman öksürükle kendini göstermeyebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Akciğerlere ulaşan gıda, sıvı veya tükürüğün tekrarlayan enfeksiyonlara ve aspirasyon zatürresine neden olabileceğinin altını çizen Erdur, "Hastaneye yatış gerektirebilecek bu enfeksiyonlar, ileri yaştaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Özellikle yemek veya su içerken ortaya çıkan tekrarlayan öksürük kesinlikle göz ardı edilmemeli" diyen Prof. Dr. Erdur, "Bazı hastalarda gıdanın solunum yoluna kaçması belirgin bir öksürük olmadan da gerçekleşebilir. Bu nedenle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları gibi dolaylı belirtiler de yutma bozukluğu açısından değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Yutma güçlüğü beslenmeyi ve ilaç kullanımını da etkiliyor"</p>

<p></p>

<p>Yutkunurken takılma, öksürme veya boğulma korkusu yaşayan yaşlı bireylerin zamanla yemek yemekten kaçınabildiğini belirten Prof. Dr. Ömer Erdur, "Bunun sonucunda kilo kaybı, yetersiz beslenme ve kas kaybı gelişebiliyor. Benzer şekilde su içerken öksüren kişiler sıvı tüketimini azaltabiliyor. Bu durum dehidratasyona ve buna bağlı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor" dedi.</p>

<p></p>

<p>Yutma güçlüğünün, düzenli ilaç kullanması gereken hastalarda da önemli bir sorun oluşturabildiğini ifade eden Prof. Dr. Erdur, "Tablet veya kapsülleri yutmakta zorlanan hastaların ilaçlarını aksatması, mevcut hastalıklarının kontrolünü güçleştirebiliyor" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Bu belirtileri ’yaşlılıktandır’ diyerek geçiştirmeyin"</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlı yakınlarında bazı belirtilerden bir veya birkaçının görülmesi halinde yutma fonksiyonunun değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, belirtileri şöyle sıraladı: "Yemek veya sıvı tüketirken sık sık öksürme ya da boğulma hissi, yemek sonrasında sürekli boğaz temizleme ihtiyacı, yutkunma sırasında ağrı veya zorlanma, yutkunma sonrasında seste ıslak, hırıltılı veya farklı bir ton oluşması, gıdanın boğazda veya göğüste takıldığı hissi, lokmayı uzun süre ağızda bekletme, öğünlerin normalden çok daha uzun sürmesi, açıklanamayan kilo kaybı, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, tablet veya kapsül şeklindeki ilaçları yutmakta zorlanma."</p>

<p></p>

<p>"Yutma bozukluğu değerlendirilebilir ve tedavi edilebilir"</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yutma güçlüğü, ayrıntılı hasta öyküsü ve klinik değerlendirme sonrasında gerekli durumlarda farklı yöntemlerle incelenebiliyor. Videofloroskopik yutma çalışması ve endoskopik yutma değerlendirmeleri, yutmanın hangi aşamasında problem yaşandığının belirlenmesine yardımcı olabiliyor. Değerlendirme sonucunda hastanın güvenli şekilde beslenebilmesi için uygun gıda ve sıvı kıvamı belirlenebiliyor. Beslenme sırasında doğru pozisyonun sağlanması, baş-boyun pozisyonlandırma teknikleri, yutma egzersizleri ve hastaya özgü terapi yöntemleri uygulanabiliyor. Altta yatan probleme göre tıbbi veya cerrahi tedaviler de gündeme gelebiliyor" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yutma bozukluğu yaşlılığın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Önemli olan belirtileri erken fark etmek ve doğru değerlendirmeyi yapmaktır. Güvenli beslenmenin sağlanması, aspirasyon riskinin azaltılması ve hastanın yeterli sıvı ve besin alabilmesi hem genel sağlık hem de yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Sofrada kalan yemekler bir uyarı olabilir"</p>

<p></p>

<p>Yaşlı bireylerin yemeklerini sürekli yarım bırakması her zaman iştahsızlık veya isteksizlik anlamına gelmeyebildiğini söyleyen Erdur, "Yutkunma sırasında yaşanan zorluk ve boğulma korkusu da kişinin yemek yemekten kaçınmasına neden olabilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Yaşlı bireylerde beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerin yakınları tarafından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erdur, "Tabağında sürekli yemek bırakan, su içerken öksüren veya yemek süresi giderek uzayan bir yaşlının bu davranışının altında yutma güçlüğü olup olmadığı araştırılmalıdır. Erken fark edilen yutma bozukluğu, ciddi komplikasyonların önlenmesine ve yaşlı bireyin yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı olabilir" dedi.</p>

<p><img alt="20260825Aw774111" class="detail-photo img-fluid" height="1135" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260825aw774111.jpg" width="1600" /></p>

<p>Hasta ve hasta yakınları nelere dikkat etmeli?</p>

<p></p>

<p>"Yemek sırasında televizyon gibi dikkat dağıtıcı unsurların mümkün olduğunca ortadan kaldırılması, hastanın dik pozisyonda oturması, küçük lokmalar alması ve lokmayı tamamen yutmadan yeni bir lokma almaması önem taşıyor" diyen Prof. Dr. Ömer Erdur, şöyle devam etti: "Yiyeceklerin çok iyi çiğnenmesi ve yemeğin acele edilmeden tüketilmesi de güvenli yutmaya katkı sağlayabiliyor."</p>

<p></p>

<p>Ancak her hastanın yutma problemi farklı olduğundan, özellikle su gibi sıvıları tüketirken öksürme veya boğulma hissi yaşayan kişilerin kendi kendine kıvam değişikliği yapmak yerine uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ömer Erdur, sözlerini şöyle tamamladı: "Yaşlı yakınınızın tabağında kalan yemekler, su içerken ortaya çıkan öksürük veya giderek uzayan öğün süreleri basit bir iştahsızlık olmayabilir. Bu belirtiler, yutma bozukluğunun önemli işaretleri olabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/uzman-acikladi-yaslilarda-yemek-sirasinda-oksuruk-neden-onemsenmeli</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/upload-article-yutma-bozukluklari-ve-yutma-terapisi-6544.jpg" type="image/jpeg" length="81975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun yolculuk yapacaklar dikkat! Saatlerce hareketsizlik pıhtı riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/uzun-yolculuk-yapacaklar-dikkat-saatlerce-hareketsizlik-pihti-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/uzun-yolculuk-yapacaklar-dikkat-saatlerce-hareketsizlik-pihti-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uçak, otobüs veya otomobille yapılan uzun süreli yolculuklarda saatlerce hareketsiz kalmak, bacak toplardamarlarındaki kan dolaşımını yavaşlatarak pıhtı oluşumu riskini artırabiliyor. Oluşan pıhtının akciğerlere ulaşması halinde ise hayati tehlikeye yol açabilen pulmoner emboli gelişebiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Filiz Bakkal, özellikle tatil ve iş seyahatlerinde pıhtı riskini azaltmak için alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerce hareketsiz kalmak riski artırıyor</p>

<p></p>

<p>Derin ven trombozu, genelikle bacakların derin toplardamarlarında pıhtı oluşmasıyla ortaya çıkıyor. Uzun süre hareketsiz kalındığında bacak toplardamarlarındaki kan akımının yavaşlaması, kanın damarlarda göllenmesine ve pıhtı oluşmasına neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><img alt="20260824Aw773394" class="detail-photo img-fluid" height="1479" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260824aw773394.jpg" width="1562" /></p>

<p></p>

<p>İş veya tatil yolculuklarında uçak, otobüs ya da otomobilde uzun süre aynı pozisyonda oturmak, bacaklardaki toplardamar dolaşımını yavaşlatıyor. Daha önce pıhtı öyküsü bulunan, yakın zamanda ameliyat geçiren veya hastanede yatan, aktif kanser hastalığı bulunan, ileri yaşta ya da fazla kilolu kişilerde pıhtı oluşma riskinin daha yüksek olduğu belirtiliyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında yapılan yolculuklarda sıcak havaya bağlı sıvı kaybı da artabiliyor. Bu nedenle yolculuk sırasında yeterli sıvı tüketilmesi önem taşıyor. Ancak pıhtı oluşumu açısından en önemli risk faktörlerinden birinin uzun süreli hareketsizlik olduğu ifade ediliyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Akciğere ulaşan pıhtı hayati tehlikeye yol açabiliyor</p>

<p></p>

<p>Derin ven trombozu’nun her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabileceğini söyleyen Memorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Filiz Bakkal, "Özellikle uzun yolculuk sonrasında tek bacakta şişlik, ağrı veya hassasiyet, kızarıklık ve ısı artışı görülmesi halinde tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma ve kanlı öksürük gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bu belirtilerin görülmesi halinde acil tıbbi değerlendirme yapılması önem taşıyor. Uzun yolculuklarda pıhtı riskini azaltmak için mümkün olduğunda koltuktan kalkarak kısa yürüyüşler yapılması öneriliyor. Otomobil yolculuklarında ise düzenli aralıklarla mola verilerek birkaç dakika yürünmesi gerekiyor. Yolculuk sırasında oturulan yerde ayak bileklerinin yukarı ve aşağı hareket ettirilmesi, dairesel hareketler yapılması ve ayak parmakları ile topukların sırayla kaldırılarak baldır kaslarının çalıştırılması da bacak dolaşımının desteklenmesine yardımcı oluyor. Uzun süre bacak bacak üstüne atılmaması, bacakların rahat ve hareket edebilecek şekilde konumlandırılması, bel ve bacak bölgesini sıkan kıyafetler yerine rahat kıyafetler tercih edilmelidir. Yolculuk boyunca susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketilmesi de önemlidir. Daha önce pıhtı geçiren veya pıhtı açısından risk faktörleri bulunan kişilerin ise yolculuk öncesinde hekimlerine danışmaları gerekiyor. Kompresyon çorabı veya ilaçla korunma gibi yöntemlerin gerekip gerekmediğinin kişinin risk durumuna göre hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/uzun-yolculuk-yapacaklar-dikkat-saatlerce-hareketsizlik-pihti-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/koridor-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="77057"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından bel fıtığı uyarısı]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/uzmanindan-bel-fitigi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/uzmanindan-bel-fitigi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel fıtığı tamamen önlenemese de bazı yaşam alışkanlıklarıyla riskinin azaltılabileceğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, uzun süre oturmak, yanlış şekilde ağır kaldırmak ve hareketsiz yaşamın bel sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bel fıtığının oluşumunda günlük yaşam alışkanlıklarının önemli rol oynadığını belirten Medical Park Tokat Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eyüp Genç, düzenli egzersiz, ideal kilonun korunması ve doğru duruş alışkanlığının bel sağlığı açısından önem taşıdığını söyledi. Bel fıtığının tamamen önlenemese de riskinin azaltılabileceğini ifade eden Genç, "Düzenli egzersiz yapmak, ideal kiloyu korumak, bel ve karın kaslarını güçlendirmek, doğru duruş alışkanlığı kazanmak ve sigara kullanmamak bel sağlığı açısından oldukça önemlidir. Ağır yükleri belden eğilerek kaldırmak, uzun süre aynı pozisyonda oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve ani, kontrolsüz hareketler yapmak bel fıtığı riskini artırabilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"30-45 dakikada bir ayağa kalkılmalı"</p>

<p></p>

<p>Masa başında çalışan kişilerin uzun süre aynı pozisyonda kalmaması gerektiğini belirten Genç, "Masa başında çalışan kişiler 30-45 dakikada bir ayağa kalkarak birkaç dakika yürümeli ve esneme hareketleri yapmalıdır. Çalışma masası, sandalye ve bilgisayar ekranının ergonomik şekilde düzenlenmesi de bel sağlığının korunmasına katkı sağlar" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Uzun süre araç kullanmak bel sağlığını tehdit edebilir"</p>

<p></p>

<p>Uzun süre araç kullananların da belirli aralıklarla mola vermesi gerektiğini dile getiren Genç, sürücülerin kısa yürüyüşler yapmasını ve koltuk desteğini bel boşluğunu destekleyecek şekilde ayarlamasını önerdi. Ağır kaldırmak zorunda olan kişilerin yükü belden eğilerek kaldırmaması gerektiğini ifade eden Genç, "Dizler bükülerek kaldırılmalı, yük vücuda yakın taşınmalı ve ani dönme hareketlerinden kaçınılmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><img alt="20260824Aw773414" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260824aw773414.jpg" width="1066" /></p>

<p></p>

<p>"Her bel ağrısı bel fıtığı değil"</p>

<p></p>

<p>Her bel ağrısının bel fıtığı anlamına gelmediğini vurgulayan Genç, kas zorlanmaları, bağ dokusu problemleri, kireçlenme ve duruş bozukluklarının da bel ağrısına neden olabileceğini söyledi. Genç, belden başlayarak kalça, bacak ve ayağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalmanın ise bel fıtığını düşündürebilecek önemli belirtiler arasında yer aldığını belirtti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Bazı belirtiler acil değerlendirme gerektiriyor"</p>

<p></p>

<p>Bacakta ilerleyici güç kaybı, ayağı kaldıramama, yürüme güçlüğü, idrar veya dışkı kontrolünde bozulma ve genital bölgede uyuşma gibi belirtilerin vakit kaybetmeden değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Genç, şiddetli ve uzun süren bacak ağrılarında da uzman değerlendirmesinin önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Bel fıtığı olan her hasta ameliyat olmak zorunda değil"</p>

<p></p>

<p>Bel fıtığı tanısı konulan her hastanın ameliyat edilmesi gerekmediğine dikkat çeken Genç, hastaların büyük bölümünün ameliyatsız tedavi edilebildiğini söyledi. İlaç tedavisi, istirahat, fizik tedavi ve uygun egzersizlerle birçok hastada şikâyetlerin gerileyebildiğini belirten Genç, ilerleyici kas güçsüzlüğü, idrar veya dışkı kontrolünün bozulması ve diğer tedavilere rağmen devam eden ciddi şikâyetlerde cerrahi tedavinin gündeme gelebileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kapalı bel fıtığı ameliyatı</p>

<p></p>

<p>Kapalı veya endoskopik bel fıtığı ameliyatının küçük bir kesi üzerinden gerçekleştirildiğini anlatan Genç, yöntemde özel kamera sistemi ve cerrahi ekipmanların kullanıldığını söyledi. Uygun hastalarda kas dokusuna daha az zarar verilmesinin, ameliyat sonrası ağrının azalmasının ve günlük yaşama daha hızlı dönülmesinin mümkün olabileceğini belirtti. Kapalı cerrahinin her hasta için uygun olmadığını da vurgulayan Genç, fıtığın bulunduğu bölge ve büyüklüğü, omurgadaki yapısal değişiklikler ile hastanın genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/uzmanindan-bel-fitigi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-90.jpg" type="image/jpeg" length="12838"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından yüksek proteinli ürün uyarısı]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/uzmanindan-yuksek-proteinli-urun-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/uzmanindan-yuksek-proteinli-urun-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldaklı Diyetisyen Gizem Güneş, son dönemde market raflarında ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan yüksek proteinli paketli gıdaların tüketimi konusunda önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Proteini artırılmış ürünlerin her şartta sağlıklı anlamına gelmediğini vurgulayan Güneş, "Özellikle market raflarında ve sosyal medya trendlerinde çok gördüğümüz proteinli yoğurt, süt, kuark ve peynir gibi bir besin grubu var. Peki proteini artırılmış ürünler her zaman sağlıklı mıdır? Aslında değildir. Kilo verme sürecinde, sağlıklı beslenmede önemli olan şey her zaman dengedir. Yani proteini artırılmış demek, sağlıklı beslenmek anlamına gelmez" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Asıl hedef hücrelere zarar vermeden yağ kaybetmek"</p>

<p></p>

<p>Kilo verirken tartıdaki rakamlara odaklanılmaması gerektiğini belirten Güneş, asıl hedefin hücrelere zarar vermeden yağ kaybetmek olduğuna dikkat çekti. Güneş, "Özellikle kilo verme sürecinde tartıdaki rakama takılmaktan ziyade; asıl hedefin kas kaybı olmaması, olabildiğince yağ kaybetmemiz ve hücrelerimize zarar vermeden sağlıklı bir şekilde bu kiloyu kaybetmek olması gerekir. Protein burada işe yarayabilir ama içerik okurken bu proteinli ürünlerdeki şeker ve karbonhidrat miktarına mutlaka dikkat etmek gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Doğal besinlere yönelin, böbrekleri yormayın"</p>

<p></p>

<p>Gereğinden fazla protein tüketiminin böbrekler üzerindeki olumsuz etkilerine de değinen Diyetisyen Güneş, günlük protein ihtiyacının öncelikle doğal yollardan karşılanması gerektiğini vurguladı. Güneş, "Fazla protein böbreklerimizdeki solüt yükünü artırabilir. Günlük proteinimizi almaya olabildiğince dikkat etmeliyiz ama bunu marketteki yüksek proteinli ürünlerden ziyade yine bildiğimiz yumurta, peynir, süt, yoğurt, tavuk, balık gibi doğal gruplardan destekleyebiliriz. Bunları tüketemediğimiz zamanlarda yine raflarda gördüğümüz yüksek proteinli ürünlerden destek alabiliriz. Ancak burada da içerik okumak çok önemli, şeker miktarlarına olabildiğince dikkat etmemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Sosyal medya trendlerinden önce bedeninizi dinleyin"</p>

<p></p>

<p>Sadece dış görünüşe ve kiloya odaklanmanın genel sağlığı gölgelememesi gerektiğini aktaran Güneş, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: "Önemli olan sadece kaç kilo olduğumuz ve bedenimizin nasıl göründüğü değil; aslında hücrelerimizin nasıl beslendiği, sağlığımızın nasıl olduğudur. Sosyal medya trendleri tabii ki önemli, trendleri takip edelim ama olabildiğince kendi bedenimizin sesini dinleyerek ve ihtiyaçlarımız dahilinde mutlaka uzmanlardan yardım alarak beslenmemizi şekillendirebiliriz."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/uzmanindan-yuksek-proteinli-urun-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/i-m-g-4079.jpeg" type="image/jpeg" length="49526"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Sık Hastalanma Bağışıklık Düşüklüğü Anlamına Gelmiyor]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/cocuklarda-sik-hastalanma-bagisiklik-dusuklugu-anlamina-gelmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/cocuklarda-sik-hastalanma-bagisiklik-dusuklugu-anlamina-gelmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların sık hastalanmasının pek çok ebeveyni ’düşük bağışıklık’ korkusu ile endişelendirdiğini, ancak sık hastalanmanın her zaman bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmediğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklar yılda 6 ila 10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Her enfeksiyon aslında bağışıklık sisteminin yeni mikropları tanıdığı bir öğrenme sürecidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde gelişimini sürdürdüğünü belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, "Özellikle kreş ve okul döneminde çocuklar birçok yeni virüsle ilk kez karşılaşıyor. Bu nedenle yılda 6-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri çoğu zaman normal kabul edilir. Her hastalık bağışıklık sisteminin yeni bir mikropla tanışması ve kendini geliştirmesi anlamına gelir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Bazı belirtiler varsa mutlaka değerlendirilmeli"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Ancak her sık hastalanmanın da normal kabul edilmemesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "Enfeksiyonların çok ağır seyretmesi, sürekli antibiyotik gerektirmesi, uzun sürmesi ya da çocuğun büyüme ve gelişmesinin etkilenmesi gibi durumlarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Bağışıklığı tek bir vitamin ya da şurup güçlendirmez"</p>

<p></p>

<p>Toplumda bağışıklığın takviyelerle güçlendirilebileceğine yönelik yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Yılmaz, "Sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocukta rutin vitamin veya takviye kullanımı her zaman gerekli değildir. Ayrıca her enfeksiyonda antibiyotik kullanılması da doğru değildir. Antibiyotikler virüslere karşı etkili değildir ve gereksiz kullanımları faydadan çok zarar verebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Bağışıklığın en güçlü destekçisi sağlıklı yaşamdır"</p>

<p></p>

<p>Bağışıklık sistemini destekleyen en önemli etkenlerin günlük yaşam alışkanlıkları olduğunu belirten Yılmaz, "Yeterli ve dengeli beslenme, düzenli uyku, açık havada fiziksel aktivite ve aşıların eksiksiz yapılması çocukların bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişmesinde temel rol oynar" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Bağışıklık sisteminin zamanla olgunlaştığına dikkat çeken Yılmaz, "Sabırlı olmak ve doğru alışkanlıklar kazandırmak, çocukların sağlıklı büyümesi için en önemli adımdır. Gereksiz ilaç ve takviyeler yerine çocukların uyku düzenine dikkat etmek, doğal ve dengeli beslenmeyi teşvik etmek, ulusal aşı takvimini aksatmamak yeterlidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="I M G 4078" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/i-m-g-4078.jpeg" width="1600" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/cocuklarda-sik-hastalanma-bagisiklik-dusuklugu-anlamina-gelmiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 22:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/i-m-g-4077.jpeg" type="image/jpeg" length="33636"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman açıkladı: Antidepresanlar gerçekten bağımlılık yapıyor mu?]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/uzman-acikladi-antidepresanlar-gercekten-bagimlilik-yapiyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/uzman-acikladi-antidepresanlar-gercekten-bagimlilik-yapiyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatrist Yunus Akkeçili, "İlaçlara alışırım, bırakamam" düşüncesinin antidepresan kullanımıyla ilgili toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri olduğunu söyledi. Bu yanlış inanışların tedaviyi geciktirebildiğini belirten Uzm. Dr. Akkeçili, "Antidepresanlar bağımlılık yapan ilaçlar değildir. Bu ilaçlar hekim önerisi ve uygun şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz." dedi, antidepresanlarla ilgili en yaygın yanlış inanışları ve doğruları sıraladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kent Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Yunus Akkeçili, ruhsal hastalıklarda önceliğin doğru tanı ve kişiye özel tedavi planı olduğunu belirtti, her üzüntü ve kaygının ilaç tedavisi gerektirmediğini vurguladı. Akkeçili, sosyal medya ve çevreden edinilen yanlış bilgilerin profesyonel destek arayışını geciktirebildiğine dikkat çekerken, bilinenin aksine antidepresanların bağımlılık yapmadığını belirtti, şu bilgileri verdi: "Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre depresyon ve anksiyete bozuklukları, dünya genelinde en sık görülen ruhsal hastalıklar arasında yer alıyor. Depresyonun yaklaşık 280 milyon, anksiyete bozukluklarının ise 300 milyondan fazla kişiyi etkilediği bildiriliyor. Ruh sağlığına ilişkin farkındalığın artması ve damgalanmanın azalmasıyla birlikte daha fazla kişinin profesyonel destek araması, bu hastalıkların daha görünür hale gelmesini sağlıyor. Ancak antidepresan tedavileriyle ilgili yanlış bilgiler ve önyargılar, kişilerin tedaviye geç başvurmasına veya tedaviyi erken bırakmasına neden olabiliyor."</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="20260821Aw771560" class="detail-photo img-fluid" height="1067" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260821aw771560.jpg" width="1600" /></p>

<p></p>

<p>En yaygın yanlış inanış bağımlılık korkusu</p>

<p></p>

<p>Psikiyatrist Akkeçili, anksiyete bozuklukları, depresyon ve obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi ruhsal hastalıkların günümüzde etkili şekilde tedavi edilebildiğini söyledi. Antidepresanlarla ilgili en yaygın yanlış inanışlardan birinin bağımlılık korkusu olduğunu ifade eden Doç. Dr. Akkeçili, şöyle konuştu: "En sık duyduğumuz cümlelerden biri ‘İlaçlara alışırım, bırakamam.’ oluyor. Oysa antidepresanlar bağımlılık yapan ilaçlar değildir. Bu ilaçlar kişinin kişiliğini değiştirmez, uyuşturmaz ya da zamanla sürekli daha yüksek doz gerektirmez. Tedavi süresi tamamlandığında hekim kontrolünde güvenli şekilde azaltılarak sonlandırılabilir."</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Ruhsal hastalıkların tek nedeni genetik değil"</p>

<p></p>

<p>Depresyon ve anksiyete bozukluklarının tek bir nedene bağlı gelişmediğini belirten Akkeçili, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığını vurguladı. Aile öyküsünün bazı kişilerde biyolojik yatkınlığı artırabileceğini, ancak hiçbir ruhsal hastalığın yalnızca genetik nedenlerle ortaya çıkmayacağını kaydeden Uzm. Dr. Akkeçili, "Çocukluk yaşantıları, travmatik deneyimler, uzun süreli stres, sosyal destek eksikliği ve yaşam olayları da hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Bu nedenle her hastanın öyküsü kendine özgüdür ve tedavi planı da bu bütüncül değerlendirmeye göre oluşturulmalıdır."</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Her üzüntü ve kaygı antidepresan gerektirmez</p>

<p></p>

<p>Ruhsal yakınmaları olan her bireyin antidepresan kullanmasının gerekmediğini vurgulayan Akkeçili, tedavinin temelinin doğru tanı olduğunu söyledi. Üzüntü, kaygı, isteksizlik, uykusuzluk ya da stresin tek başına antidepresan başlanmasını gerektirmeyeceğini ifade eden Akkeçili, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p></p>

<p>"Bu belirtiler yaşamın doğal bir parçası olabileceği gibi farklı ruhsal ya da bedensel hastalıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle öncelikle bir psikiyatri uzmanı tarafından ayrıntılı değerlendirme yapılması, yakınmaların bir ruhsal hastalık kapsamında olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Tedavi kararı yalnızca belirtilerin varlığına göre verilmemelidir. Yakınmaların süresi ve şiddetinin yanı sıra kişinin günlük yaşamının ne ölçüde etkilendiği ve eşlik eden diğer tıbbi durumların da değerlendirilmesi gerekir. Psikiyatride temel yaklaşım önce doğru tanıya ulaşmak, ardından kişiye en uygun tedavi planını oluşturmaktır. Bazı kişiler için psikoterapi yeterli olabilirken, bazı hastalarda ilaç tedavisi önemli bir gereklilik haline gelebilir. En doğru tedavi, kişiye özel planlanan tedavidir."</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Antidepresanlar bilinçsiz kullanılmamalı"</p>

<p></p>

<p>Öte yandan antidepresanların yalnızca gerekli durumlarda ve hekim değerlendirmesi sonrasında başlanması gerektiğini vurgulayan Akkeçili, bilinçsiz kullanımın bazı riskler taşıyabileceğine dikkat çekti. Antidepresanların doğru tanı konulduğunda oldukça güvenli ve etkili tedavi seçenekleri olduğunu kaydeden Akkeçili, "Ancak uygun değerlendirme yapılmadan başlanmaları, altta yatan farklı bir ruhsal hastalığın seyrini olumsuz etkileyebilir. Örneğin bipolar bozukluk gibi bazı hastalıklarda yeterli değerlendirme yapılmadan antidepresan başlanması istenmeyen klinik sonuçlara yol açabilir. Ayrıca her ilaçta olduğu gibi antidepresanların da kişiye özgü yan etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri olabilir. Bu nedenle tedavi kararı mutlaka psikiyatri uzmanı tarafından verilmelidir." dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Kendinizi iyi hissetmeniz tedavinin bittiği anlamına gelmez"</p>

<p></p>

<p>Ruhsal hastalıklarda tedavinin yalnızca belirtilerin azalmasıyla sınırlı olmadığını belirten Akkeçili, kişinin kendisini iyi hissetmeye başlamasının ilacın hekim önerisi olmadan bırakılması anlamına gelmediğini söyledi. Pek çok hastanın kendisini iyi hissetmeye başladıktan sonra ilacı kendi kararıyla bırakabildiğini belirten Akkeçili, belirtilerin düzelmesinin, tedavinin tamamlandığı anlamına gelmeyeceğini ifade etti. Akkeçili, tedavinin ne kadar süreceğinin kişiye göre değiştiğini ve bu kararın mutlaka psikiyatri uzmanıyla birlikte verilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p></p>

<p>"Bazı ruhsal hastalıklarda psikoterapi ön plandayken, bazı durumlarda ilaç tedavisi önemli bir gereklilik haline gelebilir. Çoğu zaman ise bu iki yaklaşım birbirini tamamlar. Tedavi planı; hastalığın özellikleri, kişinin yaşam öyküsü, beklentileri ve bilimsel tedavi rehberleri birlikte değerlendirilerek oluşturulur."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/uzman-acikladi-antidepresanlar-gercekten-bagimlilik-yapiyor-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 21:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-3-25.jpg" type="image/jpeg" length="76128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalça kırığını önlemek mümkün: Uzmanlardan yaşlılara önemli tavsiyeler]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/kalca-kirigini-onlemek-mumkun-uzmanlardan-yaslilara-onemli-tavsiyeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/kalca-kirigini-onlemek-mumkun-uzmanlardan-yaslilara-onemli-tavsiyeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İleri yaşlarda basit bir düşme, kişinin hayatını aniden değiştirebiliyor. Kalça kırığı yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmezken; hareketliliği, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, kemik ve kas sağlığının korunması, düşmelerin önlenmesi ve osteoporozun erken dönemde fark edilmesiyle kırık riskinin azaltılabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p></p>

<p>Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğuna odaklanılmaması gerektiğini belirterek, "Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır" dedi.</p>

<p></p>

<p>Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını belirterek, "Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Y 1-44" class="detail-photo img-fluid" height="1138" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/y-1-44.jpg" width="1600" /></p>

<p>"Kemiklerinizi kontrol ettirmeyi ertelemeyin"</p>

<p></p>

<p>Osteoporozun uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunun azalmış olabileceğini söyledi. Osteoporozun bazen ilk kez basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıkla fark edildiğini belirten Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>"’Küçük bir düşmeydi’ deyip geçmeyin"</p>

<p></p>

<p>Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla oluşan kırıkların, özellikle ileri yaşta, kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Özalp, "İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından ‘Bu kemik neden kırıldı?’ sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır" dedi.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma ile meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Düşmeleri önleyin"</p>

<p></p>

<p>Kalça kırığının oluşmasında çoğu zaman iki önemli faktörün bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, bunların zayıf kemik ve düşme olduğunu söyledi. Özellikle daha önce düşmüş yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi, görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskine karşı düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Özalp, kaygan halı ve yerdeki kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatmanın sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Kaslarınızı güçlü tutun"</p>

<p></p>

<p>Kalça kırığından korunmanın yalnızca kemiklere bakmaktan geçmediğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>"Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir" diyen Özalp, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak değil, ilerleyen yaşlarda da ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı.</p>

<p></p>

<p>"Protein ve yeterli beslenmeyi ihmal etmeyin"</p>

<p></p>

<p>Kemik sağlığından söz edildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini ancak yaşlı bireylerde kasların korunmasının da en az kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özalp, yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini ifade eden Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>"D vitamini ve kalsiyumu bilinçli kullanın"</p>

<p></p>

<p>D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Özalp, "Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin de önemli olduğunu belirterek, "Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"’Bir kez düştüm ama bir şey olmadı’ demeyin"</p>

<p></p>

<p>Özellikle ileri yaşta yaşanan düşmenin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin "yaşlılıktan kaynaklanıyor" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti.</p>

<p></p>

<p>"Kalça kırığı sonrasında amaç hastayı yeniden hayata kazandırmak"</p>

<p></p>

<p>Kalça kırığı oluştuğunda tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğine ve hastanın yeniden yürümesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Ertürer, "Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>"Kalça kırığını önlemek, tedavi etmekten önce geliyor"</p>

<p></p>

<p>Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, "Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Uzmanlar; sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirterek; kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunarak kırık riskinin azaltılabileceğini vurguluyor.</p>

<p><img alt="Y 2-46" class="detail-photo img-fluid" height="1184" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/y-2-46.jpg" width="1584" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/kalca-kirigini-onlemek-mumkun-uzmanlardan-yaslilara-onemli-tavsiyeler</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/senior-woman-with-migraine-sitting-on-carpet-and-t-2023-11-27-05-13-55-utc-scaled-1.jpg" type="image/jpeg" length="14546"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aktardan “yaz gribi” uyarısı: Bitkisel ürünleri bilinçsiz tüketmeyin]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/aktardan-yaz-gribi-uyarisi-bitkisel-urunleri-bilincsiz-tuketmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/aktardan-yaz-gribi-uyarisi-bitkisel-urunleri-bilincsiz-tuketmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskişehir’de yaklaşık 20 yıldır aktarlık yapan Muammer Faruk Tezcan, yaz aylarında artan sıcaklık farkları ve klima kullanımının yol açabileceği sağlık sorunlarına karşı vatandaşları uyardı. Tezcan, bitkisel ürünlerin kullanımında ise özellikle kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin doktora danışmadan hareket etmemesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farklarının yaz aylarında belirgin hale geldiğini ifade eden Tezcan, aşırı klima ve vantilatör kullanımının da soğuk algınlığı benzeri şikâyetleri artırabildiğini belirtti. Ani sıcaklık değişimlerinin ateş, halsizlik ve grip benzeri belirtilere neden olabileceğini söyleyen Tezcan, yaz aylarında da hava koşullarına uygun giyinilmesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“Bitkisel ürünler bilinçli kullanılmalı”</strong></p>

<p>Bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla vatandaşların zencefil, zerdeçal ve ıhlamur gibi ürünleri tercih edebildiğini belirten Tezcan, bal ve pekmez gibi ürünlerin de tüketilebileceğini ifade etti. Bununla birlikte, doğal ürünlerin herkes için aynı şekilde uygun olmayabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>“Yapay zekâ kişisel sağlık durumunu gözden kaçırabilir”</strong></p>

<p>Son dönemde vatandaşların bitkisel ürünlerle ilgili yapay zekâ araçlarından tavsiye almaya başladığını belirten Tezcan, bu tür bilgilerin tek başına yeterli olmadığını söyledi.</p>

<p>Tezcan, yapay zekânın genel bilgiler konusunda yardımcı olabileceğini ancak kişinin mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar veya özel sağlık koşullarını her zaman yeterince değerlendiremeyebileceğini dile getirdi. Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan kişilerin herhangi bir bitkisel ürünü kullanmadan önce sağlık uzmanına danışmasının önemine işaret etti.</p>

<p>Basit grip ve nezle şikâyetlerinde bitkisel ürünler konusunda bilgi verebildiklerini belirten Tezcan, kendi uzmanlık alanlarının dışındaki durumlarda ise vatandaşları doktora yönlendirdiklerini söyledi.</p>

<p>Uzmanlar da bitkisel ürünlerin “doğal” olmasının her koşulda risksiz olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Özellikle düzenli ilaç kullanan, kronik hastalığı bulunan, hamile veya emziren kişilerin bitkisel ürünleri bilinçsiz şekilde tüketmemesi önem taşıyor.<img alt="20260820Aw770939 4" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260820aw770939-4.jpg" width="1600" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/aktardan-yaz-gribi-uyarisi-bitkisel-urunleri-bilincsiz-tuketmeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 23:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260820aw770939.jpg" type="image/jpeg" length="63459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sabahları Yorgun Uyanıyorsanız Dikkat! Nedeni Sadece Uykusuzluk Olmayabilir]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/sabahlari-yorgun-uyaniyorsaniz-dikkat-nedeni-sadece-uykusuzluk-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/sabahlari-yorgun-uyaniyorsaniz-dikkat-nedeni-sadece-uykusuzluk-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Hatem Hastanesi İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Dr. Halil Kalli, sabahları yorgun uyanmanın nedenleri ve dikkat edilmesi gereken belirtileri hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeterli süre uyumak, her zaman vücudun yeterince dinlendiği anlamına gelmediğini ifade eden Dr. Halil Kalli, "Gece boyunca sık uyanmak, düzensiz uyku saatleri, horlama, uyku apnesi ve yatmadan önce telefon veya bilgisayar kullanmak uyku kalitesini düşürebilir. Kalitesiz uyku nedeniyle kişiler uzun süre uyusalar bile sabahları kendilerini dinlenmemiş ve yorgun hissedebilir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Yorgunluğun altında farklı sağlık sorunları bulunabilir"</p>

<p></p>

<p>Sabahları yorgun uyanmaya neden olabilecek durumları sıralayan Dr. Halil Kalli, "Yetersiz veya düzensiz uyku , uyku apnesi ve horlama , demir eksikliği ve kansızlık , B12 ve D vitamini eksikliği , tiroid bezinin yavaş çalışması , kan şekeri düzensizlikleri , yoğun stres, kaygı ve depresyon , yetersiz ve dengesiz beslenme , gün içinde yeterince su tüketmemek , hareketsiz yaşam tarzı , bazı enfeksiyonlar ve kronik hastalıklar , kullanılan bazı ilaçların yan etkileri’ olabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p><img alt="20260820Aw770990" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260820aw770990.jpg" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Yorgunluk uzun sürüyorsa ihmal edilmemeli"</p>

<p></p>

<p>Dr. Kalli, "Sabah yorgunluğunun birkaç gün sürmesi; yoğunluk, stres veya geçici uyku düzensizliğiyle ilişkili olabilir. Ancak yorgunluk uzun süredir devam ediyorsa ve kişinin günlük hayatını etkiliyorsa mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle yorgunluğa nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, solukluk, aşırı terleme, açıklanamayan kilo kaybı veya kilo artışı, gece sık uyanma, şiddetli horlama ve gün içinde uyuklama gibi belirtiler eşlik ediyorsa ihmal edilmemelidir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, düzenli egzersiz yapmak, yatmadan önce kafein tüketimini ve ekran kullanımını sınırlandırmak uyku kalitesinin artırılmasına yardımcı olabilir. Alınan önlemlere rağmen yorgunluk devam ediyorsa uzman görüşü alınmalıdır" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/sabahlari-yorgun-uyaniyorsaniz-dikkat-nedeni-sadece-uykusuzluk-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 21:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-1-57.jpg" type="image/jpeg" length="60881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tansiyonunuz Normal Olsa Bile Dikkat! Uzmanından Tuz Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/tansiyonunuz-normal-olsa-bile-dikkat-uzmanindan-tuz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/tansiyonunuz-normal-olsa-bile-dikkat-uzmanindan-tuz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fazla tuz tüketiminin yalnızca hipertansiyonla ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, "Tansiyonunuz normal olsa bile uzun yıllar yüksek miktarda tuz tüketmek kalp-damar sistemi açısından göz ardı edilmemesi gereken bir risk oluşturabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük beslenme alışkanlıklarımızın önemli bir parçası olan tuz, vücudun sağlıklı işleyişi için gerekli olsa da fazla tüketildiğinde başta kalp-damar ve böbrek sağlığı olmak üzere kemik ve mide sağlığı üzerinde de olumsuz etkilere yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yetişkinlerin günlük tuz tüketimini 5 gramın altında tutmasını öneriyor.</p>

<p></p>

<p>Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, tuz tüketiminin yalnızca hipertansiyon açısından değerlendirilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, "Tuz, sinir iletimi, kas kasılması ve vücuttaki sıvı dengesinin korunması gibi yaşamsal işlevlerde rol oynayan sodyumu içerir. Ancak burada belirleyici olan sodyumun varlığı değil, miktarıdır. Fazla sodyum tüketimi uzun vadede farklı organ ve sistemler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><img alt="20260820Aw771104" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260820aw771104.jpg" width="900" /></p>

<p></p>

<p>Günde 1 çay kaşığından az tuz</p>

<p></p>

<p>Günlük tuz tüketim miktarı olan 5 gramın yaklaşık bir silme çay kaşığına karşılık geldiğini ifade eden Diyetisyen Sena Nur Doğan, bunun gün içerisinde tüketilen tüm besinlerden alınan toplam tuzu kapsadığını vurguladı. Türkiye’de tuz tüketiminin önerilen seviyelerin üzerinde olduğunun altını çizen Diyetisyen Sena Nur Doğan, "Fazla tuz tüketiminin önemli bir bölümü sofrada eklenen tuzdan değil; ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, konserveler, turşular, hazır soslar, cips, kraker ve fast food gibi işlenmiş gıdalardan kaynaklanabiliyor. Bu yüzden ürünlerin etiketlerini okumak ve bu ürünlerin tüketimini sınırlandırmak çok önemlidir" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Tuz tüketimi sadece tansiyon meselesi değil</p>

<p></p>

<p>Yüksek tuz tüketiminin yalnızca tansiyon üzerinde etkili olmadığını belirten Doğan, uzun süreli ve yüksek miktarda sodyum alımının damar sağlığını da olumsuz etkileyebileceğini belirterek, "Tansiyonunuz normal olsa bile uzun yıllar yüksek miktarda tuz tüketmek kalp-damar sistemi açısından göz ardı edilmemesi gereken bir risk oluşturabilir. Bu nedenle tuz tüketimini yalnızca hipertansiyonu olan bireylerin dikkat etmesi gereken bir konu olarak görmemek gerekir. Uzun süre yüksek miktarda tuz tüketimi idrarla kalsiyum atılımını artırabilir. Özellikle kalsiyum alımı yetersiz olan, D vitamini eksikliği bulunan veya menopoz sonrası dönemdeki bireylerde bu durum kemik sağlığı açısından dikkate alınmalıdır. Elbette osteoporozun tek nedeni tuz değildir; hormonal değişiklikler, genetik faktörler, fiziksel aktivite ve beslenme gibi pek çok unsur birlikte değerlendirilmelidir. Tuz tüketimini azaltmak, mide sağlığını korumaya yönelik genel yaşam tarzı düzenlemelerinin de bir parçası olmalıdır" açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Sabahları oluşan şişliklerin nedeni tuz olabilir</p>

<p></p>

<p>Özellikle sabah saatlerinde ellerde, yüzde veya ayaklarda görülen şişliklerin her zaman fazla su tüketimine bağlı olmadığını aktaran Doğan, yüksek sodyum alımının vücutta su tutulmasına neden olabileceğini söyledi. Doğan "Sodyumun fazla alınması dokularda su tutulmasına yol açarak ödem ve şişlik hissini artırabilir. Ancak özellikle tekrarlayan veya belirgin ödem şikâyeti bulunan kişilerin bunu yalnızca tuz tüketimine bağlamaması ve altta yatan neden açısından hekim değerlendirmesi alması önemlidir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Tuzluğu kaldırmak tek başına yeterli değil"</p>

<p></p>

<p>Günlük tuz tüketimini azaltmak isteyen kişilerin yalnızca sofrada yemeğe tuz eklemeyi bırakmasının yeterli olmayacağını belirten Diyetisyen Sena Nur Doğan, gıda etiketlerinin okunmasının önemine dikkati çekerek şunları kaydetti:</p>

<p></p>

<p>"Tuz tüketimini azaltmanın en etkili yollarından biri işlenmiş ve paketli gıdaları sınırlandırmak, ürünlerin etiketlerini okumak ve daha fazla taze, doğal besin tercih etmektir. Tuz yerine kekik, biberiye, fesleğen, kimyon, sumak, sarımsak, limon suyu ve sirke gibi doğal aromalardan yararlanılabilir. Tuzu azaltırken başlangıçta yemekler daha tatsız gelebilir. Ancak damak tadı zamanla daha düşük tuz düzeyine uyum sağlayabilir. Bu nedenle tuz miktarını kademeli olarak azaltmak ve yemekleri farklı baharatlarla lezzetlendirmek sürdürülebilir bir yöntemdir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Sağlıklı beslenme, sodyumu da yönetebilmeyi gerektiriyor"</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı beslenmenin yalnızca kalori hesabından ibaret olmadığını vurgulayan Diyetisyen Sena Nur Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p></p>

<p>"Sağlıklı beslenme; yeterli ve dengeli beslenmenin yanı sıra tuz ve sodyum alımını doğru yönetmeyi gerektiriyor. Tuzluğu sofradan kaldırmak önemli bir başlangıç ancak asıl farkı işlenmiş gıdaları azaltmak, etiket okumayı alışkanlık haline getirmek ve doğal besinleri daha sık tercih etmek oluşturuyor. Sağlığımızı korumaya yönelik büyük değişiklikler, günlük hayatımızdaki küçük tercihlerle başlıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/tansiyonunuz-normal-olsa-bile-dikkat-uzmanindan-tuz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/images-127.jpg" type="image/jpeg" length="81215"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Van İl Sağlık Müdürü Tosun: “Çocukluk çağı aşı karşıtlığı pandemiden sonra arttı”]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/van-il-saglik-muduru-tosun-cocukluk-cagi-asi-karsitligi-pandemiden-sonra-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/van-il-saglik-muduru-tosun-cocukluk-cagi-asi-karsitligi-pandemiden-sonra-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, son dönemde çocukluk çağı aşılarında yaşanan düşüşe dikkat çekerek, aşı karşıtlığına karşı toplumun tüm kesimlerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pandeminin ardından aşı karşıtlığının özellikle eğitimli kesimler arasında da dikkat çekici biçimde yaygınlaştığını belirten Tosun, sosyal medyada ve farklı mecralarda dolaşıma sokulan yanlış bilgilerin toplum sağlığını tehdit ettiğini ifade etti. Tosun, “Ne yazık ki pandemiden sonra bu aşı karşıtlığı özellikle enteresan bir şekilde okumuş kesimde var. Ama ortada gezinen bilgilerin hepsi yalan. İşte ‘içinde cıva var’, ‘çip takıyorlar’ vesaire” sözleriyle, bilimsel temeli bulunmayan iddialara karşı uyarıda bulundu.</p>

<p><strong>Çocukların aşılanma oranları yüzde 95’in altına geriliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukluk çağında uygulanan aşıların yalnızca bireysel koruma sağlamadığını, aynı zamanda toplumun bulaşıcı hastalıklara karşı sahip olduğu bağışıklığın korunmasında da önemli rol oynadığını vurgulayan Tosun, aşılama oranlarının giderek düşmesinin ilerleyen dönemde ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti. Türkiye’nin geçmişte bazı bulaşıcı hastalıklarla mücadelede önemli başarılar elde ettiğini hatırlatan Tosun, “Şu an aşılama oranları giderek düşüyor. Türkiye çiçeği mesela tamamen elimine etti. Ama böyle giderse yakında bu bulaşıcı hastalıklar tekrar ortaya çıkacak. Şu an bizim yüzde 95’in altına doğru geliyor” dedi.<img alt="Van Il Saglik Muduru Tosundan 14 Mart Tip Bayrami Mesaji" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/van-il-saglik-muduru-tosundan-14-mart-tip-bayrami-mesaji.webp" width="1280" /><strong>“Aile hekimlerimiz aileleri yakından takip ediyor”</strong></p>

<p>Aşılama oranlarının düşmesi üzerine sağlık çalışanlarının sahada ailelere ulaşmak için yoğun çaba gösterdiğini belirten Tosun, özellikle aile hekimleri ve ilçe sağlık müdürlüklerinin çocukların aşı takvimlerinin tamamlanması konusunda aileleri yakından takip ettiğini söyledi. Sağlık ekiplerinin aileleri telefonla aradığını ve çocukların eksik aşılarının tamamlanması için bilgilendirme yaptığını aktaran Tosun, “Bizim arkadaşlarımız sağ olsun hem sahada, aileleri, aile hekimlerimiz, ilçe sağlık müdürlüklerimiz çok ciddi şekilde takip ediyor. Arıyorlar. Yani neredeyse yalvarır derecesinde aşılarını yaptırmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“İş işten geçmeden hep beraber hareket etmeliyiz”</strong></p>

<p>Aşılanma oranlarının daha da gerilemesi halinde toplumun bulaşıcı hastalıklara karşı kazandığı bağışıklığın yeniden oluşturulmasının uzun yıllar alabileceği uyarısında bulunan Tosun, bu nedenle önleyici sağlık hizmetlerinde zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyledi. Aşı konusunda doğru bilginin topluma ulaştırılmasının yalnızca sağlık çalışanlarının sorumluluğunda olmadığını belirten Tosun, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve basının birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Tosun, “Bu aşı karşıtlığının karşısına Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, basın hep beraber durup bunun önüne geçmemiz lazım. Çünkü bu oranlar düştükten sonra yeniden yakalamak, o bağışıklığı yeniden sağlamak yıllar sürecek. Onun için bu süreyi kaybetmeden hep beraber insanları uyarıp bir şekilde ikna etmemiz lazım” diye konuştu.<img alt="Asi Hem Bireyi Hem De Toplumu Korur 5" class="detail-photo img-fluid" height="1358" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/asi-hem-bireyi-hem-de-toplumu-korur-5.jpg" width="1599" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>CEBRAİL TEMUR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, VAN</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/van-il-saglik-muduru-tosun-cocukluk-cagi-asi-karsitligi-pandemiden-sonra-artti</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20467205-23f3-4dbd-9754-5938520eb06e.jpg" type="image/jpeg" length="73492"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gebelikte seyahat edecekler dikkat: Uzmandan kritik uyarılar]]></title>
      <link>https://www.vanulusalajans.com/gebelikte-seyahat-edecekler-dikkat-uzmandan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.vanulusalajans.com/gebelikte-seyahat-edecekler-dikkat-uzmandan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gebelikte seyahatin çoğu anne adayı için uygun şekilde planlandığında güvenli olabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplanoğlu, "Seyahat için en uygun dönem, gebeliğin 14-27. haftalarını kapsayan ikinci trimester dönemidir. Ancak özellikle riskli gebeliklerde seyahat kararı mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarıyla birlikte tatil planları hızlanırken, anne adaylarının seyahat öncesinde gebelik haftasını, mevcut riskleri ve ulaşım şartlarını göz önünde bulundurması önem taşıyor. Özellikle uzun süreli yolculuklarda hareketsiz kalmanın yanı sıra sıcak hava, sıvı kaybı, enfeksiyon ve beslenme şartlarına da dikkat edilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Seyahat için en uygun dönem ikinci trimester"</p>

<p></p>

<p>VM Medical Park Mersin Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplanoğlu, gebelikte seyahat için en uygun dönemin 14- 27. haftalar arasındaki ikinci trimester olduğunu söyledi. Kaplanoğlu, "İkinci trimesterde bulantı, kusma ve yorgunluk gibi şikayetler azalırken, ilerleyen haftalarda görülebilecek hareket kısıtlılığı ve erken doğum riski henüz belirginleşmemiş olur. İlk 12 haftada uzun seyahatlerden kaçınılmalı, 28. haftadan sonra ise seyahat kararı hekimle birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Uçak yolculuğunda hareketsiz kalmamaya dikkat"</p>

<p></p>

<p>Sorunsuz seyreden gebeliklerde uçak yolculuğunun genel olarak güvenli olduğunu ifade eden Kaplanoğlu, hava yolu şirketlerinin gebelik haftasına göre farklı uygulamaları bulunabileceğini belirtti. Kaplanoğlu, "Bu nedenle özellikle 28. haftadan sonra uçuş öncesinde doktor raporu gerekip gerekmediği mutlaka kontrol edilmelidir. Uzun uçuşlarda koridor tarafında oturmak, belirli aralıklarla kalkıp yürümek, ayak bileği ve bacak egzersizleri yapmak ve yeterli miktarda su tüketmek önemlidir. Emniyet kemeri ise karnın üzerinden değil, kalça hizasından ve karın altından bağlanmalıdır" dedi.</p>

<p></p>

<p>Uzun uçuşlarda kan dolaşımını desteklemek amacıyla hekimin önerisi doğrultusunda kompresyon çorabı kullanılabileceğini belirten Kaplanoğlu, özellikle uzun süre hareketsiz kalmanın gebelikte artan pıhtılaşma eğilimi nedeniyle daha fazla önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Uzun araç yolculuklarında düzenli mola verilmeli"</p>

<p></p>

<p>Kara yolu yolculuklarında da uzun süre hareketsiz kalmanın dolaşım sorunlarına yol açabileceğine dikkat çeken Kaplanoğlu, "Anne adaylarının uzun araç yolculuklarında yaklaşık 1,5-2 saatte bir mola vererek birkaç dakika yürümesi ve bacaklarını hareket ettirmesi faydalıdır. Emniyet kemerinin doğru şekilde takılması, yolculuk öncesinde yeterli uyku alınması ve mümkünse seyahatin günün daha serin saatlerinde gerçekleştirilmesi de önemlidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Deniz ve havuzda enfeksiyon riskine karşı önlem alınmalı"</p>

<p></p>

<p>Gebelik döneminde denize ve havuza girmenin genel olarak sakıncalı olmadığını belirten Kaplanoğlu, hafif tempolu yüzmenin gebelikte sırt ağrıları ve şişliklerin azaltılmasına yardımcı olabilecek düşük etkili bir aktivite olduğunu söyledi. Kaplanoğlu, "Ancak su kalitesi belirsiz, durgun veya kirli görünen alanlardan uzak durulmalı, halka açık havuzlarda hijyen şartlarına dikkat edilmelidir. Suda uzun süre kalmamak ve özellikle vajinal bölgenin nemli kalmasını önlemek de enfeksiyon riskini azaltmak açısından önem taşır" dedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Sıcak hava ve güneşten korunmak önemli"</p>

<p></p>

<p>Gebelikte vücudun ısı düzenleme kapasitesinin değişebildiğine değinen Kaplanoğlu, "Uzun süre yüksek sıcaklığa ve doğrudan güneşe maruz kalmak baş dönmesi, aşırı terleme ve tansiyon düşüklüğüne neden olabilir. Anne adaylarının günün en sıcak saatlerinde doğrudan güneş altında kalmaması, bol ve hafif kıyafetler giymesi, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanması, uygun güneş koruyucu ürünlerle korunması ve serin alanlarda dinlenmesi gerekir" diye konuştu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Beslenme ve sıvı tüketimine dikkat edilmeli"</p>

<p></p>

<p>Tatil döneminde değişen beslenme alışkanlıklarının gıda kaynaklı enfeksiyon riskini artırabileceğini dile getiren Kaplanoğlu, "Çiğ veya az pişmiş et ve güvenilir olmayan gıdalar ile pastörize edilmemiş süt ürünlerinden kaçınılmalıdır. Özellikle sıcak havalarda yeterli sıvı tüketilmeli, şekerli ve kafeinli içecekler sınırlandırılmalı, yiyeceklerin taze ve hijyenik şartlarda hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir" dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p>"Riskli gebeliklerde seyahat kararı hekimle birlikte verilmeli"</p>

<p></p>

<p>Uzun mesafeli veya yurt dışı seyahat planlayan anne adaylarının yolculuk öncesinde doktor kontrolünden geçmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kaplanoğlu, "Yüksek tansiyon, gebelik şekeri, plasentayla ilgili sorunlar, çoğul gebelik veya erken doğum öyküsü gibi risk faktörleri bulunan anne adaylarında seyahatin zamanı, süresi ve ulaşım şekli gebeliğin durumuna göre değerlendirilmelidir. Gerekli görülen durumlarda seyahatin ertelenmesi de söz konusu olabilir" açıklamasında bulundu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>"Seyahat sırasında bu belirtilere dikkat"</p>

<p></p>

<p>Seyahat sırasında ortaya çıkabilecek bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Kaplanoğlu, "Vajinal kanama veya sıvı gelmesi, şiddetli ya da sürekli karın ağrısı ve kasılmalar, şiddetli baş ağrısı, görme değişiklikleri, el, yüz ve bacaklarda ani şişlik, bebek hareketlerinde azalma, yüksek ateş, tek bacakta şişlik veya ağrı, nefes darlığı ve göğüs ağrısı gibi belirtilerde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi.</p>

<p></p>

<p>Doğuma yaklaşıldıkça seyahat planlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Kaplanoğlu, "Genel olarak 36. haftadan sonra uzun mesafeli seyahatlerden kaçınılması önerilir. Erken doğum öyküsü, çoğul gebelik, rahim ağzı yetmezliği veya plasentanın rahim ağzına yakın yerleşimi gibi durumlarda ise seyahat planı çok daha erken dönemde hekimle birlikte değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Kaplanoğlu, seyahat edilecek bölgede muhtemel bir doğum veya acil durumda sağlık hizmetlerine erişim imkanının bulunup bulunmadığının da mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img alt="20260819Aw770309" class="detail-photo img-fluid" height="994" src="https://vanulusalajanscom.teimg.com/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/20260819aw770309.jpg" width="1600" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.vanulusalajans.com/gebelikte-seyahat-edecekler-dikkat-uzmandan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 20:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://vanulusalajanscom.teimg.com/crop/1280x720/vanulusalajans-com/uploads/2026/08/hamilelikte-yolculuk-yaparken-dikkat-edi-97ec.jpg" type="image/jpeg" length="92315"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
